61’inci Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’ne yapılan eleştiriler hakkında festivalin sanat direktörü Deniz Yavuz şöyle konuştu: “Festivale katılanlar önceki yılki olayları kabul etmiyor. Hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Çözümü, üzerine giderek aramaktansa başkaca tipte sansürler, yasaklamalar, linçler uygulayarak bulacağımızı düşünüyoruz. Bunun doğru olmadığını biliyorum.”

Kanun hükmünde kararnameyle (KHK) görevden alınmış bir doktor ve bir öğretmenin hikâyesinin anlatan ‘Kanun Hükmü’ belgeseli, Eylül 2023’te Antalya Altın Portakal Film Festivali seçkisinden ‘filmdeki bir kişi hakkında yargı sürecinin devam ettiği’ gerekçesiyle çıkarılmıştı. Festivale katılan sanatçıların ve jürinin tepki göstermesiyle ‘Kanun Hükmü’ tekrar belgesel seçkisine dahil edilmişti.
Sponsorlardan Kültür ve Turizm Bakanlığı’ysa ‘bir festivalde terör örgütü propagandası yapılmasına müsaade edilemeyeceğini’ söyleyerek festivalden çekilmişti. Resmi açıklamalardan sonra festival yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu, belgeseli tekrar seçkiden çıkardıklarını duyurmuş, kararı tanımayan yönetmenler yarışmadan filmlerini çekmişti. Böylece Altın Portakal Film Festivali, tarihinde üçüncü kez iptal edilmişti.
Bu yıl festivalde ön jüride yer alan sinema eleştirmeni Tunca Arslan’ın “Festivalde LGBTİ+ temalı film yoktu, yurtdışına göz kırpan ve fonlanan filmlerin dönemi bitti” sözleri tepki çekmişti. Ardından film değerlendirmelerinin bağımsız ve tarafsız biçimde yapılmadığına ilişkin başka bir tartışma başlamıştı.
Bakanlığın desteği olmadan bu yıl 61’incisi düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali hakkındaki tartışmaları ilk olarak film eleştirmenlerine ve yönetmenlere sormuştuk. Bu kez ise Antalya Altın Portakal Film Festivali sanat direktörlüğünü Ahmet Boyacıoğlu’ndan devralan ve festivalin film seçkisini hazırlayan Deniz Yavuz’a söz verdik.
Diken’in soruları ve Yavuz’un yanıtları şu şekilde:
Geçen yıl ‘Kanun Hükmü’ne uygulanan sansür sonrası bu görevi Ahmet Boyacıoğlu’ndan devralmak ve Altın Portakal’ı yönetmek size riskli geldi mi?
Adeta markalaşmış, köklü etkinliklerin sürdürülebilmesi sorumluluk ve sabır gerektiriyor. Bu denli uzun süren bütün etkinliklerin tarihinde çok kriz var. Mühim olanın krizleri değil olumlu değerleri sürdürmek. 61’inci edisyonunu gerçekleştirmek üzere yollarımızın kesiştiği Antalya Büyükşehir Belediyesi ile bir önceki yıl yaşananların üzerini örtmeden, telafi ve tedavi yöntemlerini de aramak üzere anlaştık. 2023’ün bagajları elbette bizim tasarımımızı etkiledi, yavaşlattı, kısıtladı. Bu riski biliyorduk. Her şey rağmen yola çıktık ve dediğim gibi tedavi ve telafi etmek için hala uğraşıyoruz. Bunu da lalettayin değil, konuşarak, düşünerek, sorarak yapmaya, hep birlikte anlayarak ve görerek yapmaya gayret gösterdik.
2023’teki sansür krizinden sonra bugün hâlâ festivale büyük tepki var, Tunca Arslan’ın açıklamaları bu tepkiyi daha da büyüttü. Festivale katılmayanlar katılanları dayanışmaya ihanet etmekle suçladı. Hatta Arslan da devlet sinema işbirliğinin artırılması gerektiğine vurgu yapıyor. Tüm bunlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tunca Arslan da hepimiz gibi düşüncelerini, uzmanlık alanındaki tespitlerini aktarmakta özgür. Katılıp katılmamak, okuyup okumamak da sizin özeliniz. Tunca Arslan yorumlarında festivalin kararlarından ya da yapıp yapmadıklarından bahsetmiyor. Tespitleri ve yorumları kendisini bağlıyor. Festivaldeki görevi 6 Eylül 2024’te sona erdi.
Bir dayanışmadan söz etmek gerekirse sinema yaşamımızın hafızası Altın Portakal’ı sürdürmek için gösterilen yapıcı dayanışmadan söz etmeliyiz. 5-12 Ekim 2024 tarihlerinde 900’den fazla sinemacıyı Antalya’da ağırladık, yüze yakın ekip arkadaşım, bir o kadar belediye görevlisi, Antalyalılar ve filmleriyle, katılımlarıyla yabancı sinemacılar Altın Portakal’ı sürdürdü. Sinema çalıştayına 500’ün üzerinde kişi katıldı. Film Forum finalistleriyle ve kazananlarıyla tarihteki yerini aldı. 99 filmi sinema perdesinde izleyicisiyle buluşturduk. Geçen yıl olanların ardından festivalin yaşaması için verilen bu tarihi tepkiyi görmek, desteklemek olumsuzlukları konuşmaktan daha faydalı diye düşünüyorum.
Festivale katılanlar önceki yılki olayları kabul etmiyor. Hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Çözümü üzerine giderek aramaktansa başkaca tipte sansürler, yasaklamalar, linçler uygulayarak bulacağımızı düşünüyoruz. Bunun doğru olmadığını biliyorum. Masada kalarak, ifade alanlarını açık tutarak olanı biteni objektif olarak anlayabileceğimizi düşünüyorum. Süreci etraflıca dinleyip gördüğünüzde çözümü bulmanız daha kolay oluyor.
Festivale katılmadan, festivalin amacını ve hedeflerini görmeden, katılıp emek veren insanları dinlemeden eleştirmek, kötülemek, suçlamak ne kadar hakkaniyetli? Provokatif, temelsiz, manipülatif yorumları baş tacı edip, klavyenin başında bekleyen arkadaşlarım var. Bırakın Antalya’da olmayı, festivale katılmayı, Türkiye’de bile değilken sadece sürece zarar vermek için subjektif yorumlarla, ‘sansürcüler’, ‘yandaşlar’ vb. suçlamalarla kendilerini de bizleri de ihtiyacımız olmadığımız kadar meşgul ediyorlar. 1995’ten beri Türkiye’nin en uzun soluklu iki yayınının genel yönetmenliğini yapıyorum. ‘Aylık Sinema Dergisi Antrakt’ ve ‘Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi’. Bu yayınlar bütün sinemacıların kütüphanelerinde, arşivlerde bulunabilir. 20 yıl boyunca Sinema Yazarları Derneği’nin (SİYAD) genel sekreterliğini yaptım, şu anda da kurucularından olduğum Sinema Araştırmaları Merkezi’nin (SİAMER) başkanlığını yapıyorum. Festivalin tasarımını gerçekleştiren bizlerin sansürle, otosansürle, engellemeyle adının alınması sadece art niyetten ibarettir. Herkesi sorunların çözülmesi, sansürün ortadan kalkması, özgür sinema için sorumlu davranmaya davet ediyorum. En azından buna gayret gösterelim. Asılsız ya da olmayan bir sözü, konuşmadığınız, bilmediğiniz, bulunmadığınız bir ortamda olup biteni duyumlarla sözlerinize taşımak nasıl bir yaklaşımdır, bu şekilde davrananlar sinemacı mıdır, gazeteci midir? Katılanları günah keçisi ilan etmek, filmleri ‘kötü’ diye nitelemek sorumlu yaklaşımlar mı?
Sansür ve sponsorluk krizi üzerinden yürütülen tartışmalar ile LGBTİ+ filmler ve belgesellere yapılan baskılar festivalin bağımsızlığını çoğu zaman gölgeliyor. 2013’te başlayan bu gerilim 2023’te zirveye ulaştı. Festivalin yeni direktörü olarak neler demek istersiniz? Eleştirilerde hak verdiğiniz şeyler var mı? Altın Portakal’ın devlet eliyle dönüştürüldüğü ileri sürülüyor, siz Altın Portakal’ın tamamen bağımsız bir festival olduğunu düşünüyor musunuz?
Bağımsızlıktan neyi kastettiğinize bağlı. Uluslararası Altın Portakal Film Festivali lokalde Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin finansörü olduğu bir etkinliktir. İdari açıdan bütçesi belediye tarafından yapılır. Sanatsal içeriğin oluşturulmasıysa festivalin sanat departmanına verilir. Bu departmanın da bağlı olduğu çeşitli ulusal ve uluslararası dernek ile örgütler var. Bu örgütler festivallerin sanatsal çerçevesini evrensel değerlerle destekliyor.
61’incisini düzenlediğimiz Altın Portakal’ın dizaynını çok kısa bir sürede yaptık. Kişisel olarak bir meslektaşımdan aldığım ‘sana bunu yaptırmayacağım’ tehdidi ve yine bir başka yapımcı kardeşimden ‘o festival yapılamaz’ söylemleri ‘haricinde’ hayli meşakkatli bir süreçti. Büyük bir dayanışma ve teveccühle festival tamamlandı. Belediye başkanı Muhittin Böcek’in desteği olmasaydı elbette olmazdı, sinema yaşamının katılımı ve koşulsuz desteği olmasaydı bunu tamamlamak mümkün olamazdı.
Herhangi bir tarza, isme veya filme engel koymamız, kategorize etmemiz söz konusu olamaz. Olmadı da. Yorumlarımızı yaşatmayı önceleyerek yapmalıyız diye düşünüyorum. Önceki yıl yaşananları doğru bulmuyorum. Sürecin doğru sürülmediğini de düşünüyorum. Sadece Altın Portakal için söylemek gerekirse önceki yılki hüsrandan önce aynı ekip çok başarılı bir dört yıl geçirmişti. Ahmet ve Başak bu ülkenin sinema profesyonelidir. Bütün bu gerçekler tedavi ve telafiyi mümkün kılması gereken araçlar olmalı, kavgayı, olumsuzlukları besleyen unsurlar olmamalı. Bu yıl bizim de eksiklerimiz ve hatalarımız oldu. Bunları şimdi konuşarak düzeltmeye çalışıyoruz. Oyunun içinde hepsi var bunların.
Geçen yıla tepki olarak (olumlu ya da olumsuz olarak nitelendirmeden) Altın Portakal’ın ulusal yarışma bölümüne son on yılın en yüksek başvurusu alındı. Nicelik olarak bizi sevindiren bu sonuç niteliğe yansımamış olarak görünüyor. Altın Portakal’dan hemen önce yapılan Altın Koza’yla seçkimiz maalesef çakıştı. Altın Koza’nın resmi seçkisinde yer alan altı film ilk önce Altın Portakal’a başvurmuştu. Böylece bu yapımlar bizim başvuru havuzumuzdan otomatik olarak çıktı. Yönetmeliğe uygun olmadığı tespit edilen filmlerin de değerlendirme dışı kalmasının ardından sinemacıları ve sinemayı desteklemek adına üst katılım sınırı olan 12’yi, yeter puana sahip filmlerle tamamlayarak bir seçki oluşturduk. Altın Portakal’da seyirciyle buluşan 12 yarışmanın bütün ekiplerini ve yapımcılarını tekrar tebrik etmek isterim.
Bu yıl büyükşehir belediyesi festivalin yapılması için bakanlığa maddi destek başvurusu yapmadı. Bu Altın Portakal tarihinde bir ilk. ‘Kanun Hükmü’ krizinde içeride yaşananlara tepki olarak da tercih edilen bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bürokrasi de kendi içinde bağımsızlık arayışında diyebiliriz. Her ne olursa olsun sinemacılarımız filmlerini izlettirebildiği için, filmler perdede yaşayabildiği için hepimizde buruk bir sevinç var. Umuyorum önümüzdeki yıllarda başta Altın Portakal ve bütün festivaller özgürce gerçekleşmeye devam edecek, sinema ve seyir kültürümüz hakkettiği seviyeye ulaşacak.