Altın Koza'da yarışma heyecanı başladı

ECE PİROĞLU

ecepiroglu@diken.com.tr

@EcePIROGLU

Sinema dünyasının en prestijli etkinliklerinden biri olan Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde büyük ödül için yarışacak 11 filmden üçü dün seyirciyle buluştu. Yarışma heyecanının başladığı festivalin nabzını tuttuk.

Galaların yapıldığı salonların önünde oluşan uzun kuyruklar, biletlerin tükendiği, salonların dolduğu gösterimler, film ekipleriyle ‘kapı önüne’ sarkan soru-cevaplar… Evet, Adanalıların ve sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdiği festival tüm heyecanıyla üçüncü gününde devam ediyor.

Festivalde ulusal uzun metraj film yarışmasında şimdiye kadar üç film izledik.

Yüzleşme

Filiz Kuka’nın ilk uzun metrajı ‘Yüzleşme’ daha önce İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşmuştu. Festival yolculuğuna Adana’da devam eden film bir aile dramasını anlatıyor. Fikir olarak iddialı ve çok etkili anlatılabilecek bir hikaye maalesef Asiye Dinçsoy’un güçlü oyunculuğuna rağmen o etkiyi yaratamadı.

Kuka, filminde aile içindeki sırrı ve bu sırrın açığa çıkmasıyla yaşanacak yüzleşmeyi anlatıyor. Uzun süredir hastanede yatan ve bakıma muhtaç olan annelerinin ölümüyle ilgili büyük sırrı öğrenen kardeşlerden en büyüğü bunu gizlemeye çalışsa da daha fazla içinde tutamayıp kardeşlerden birisiyle paylaşıyor. Bu gerçek yavaş yavaş tüm aileye yayılırken bu sırrın yarattığı etkinin gerilimi izleyiciye geçemiyor.

Gösterim sonrası seyircilerin sorularını yanıtlayan yönetmen Filiz Kuka, babasını çok erken kaybettiğini ve bu filmin kendisini iyileştiremediğini söyledi: “Yüzleşme bir nevi yüzleşememeyi de anlatıyor. Aslında yüzleşemiyorlar, şimdi başlıyor her şey. İnsanlar yüzleşemiyor aslında bu filmde. Sadece böyle bir durumla ben karşılaşsam ne yaparım diye düşündüm. Garip bir hissiyatım var. Ölüye saygımız sonsuzdur garip bir şekilde. Ama canlıya saygımız yoktur. Farklı bir hissi var bu filmin bende.”

Cam Perde

Yine İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşan ‘Cam Perde’ festivalden Jüri Özel Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’yle dönmüştü. ‘Sarı Sıcak’ ve ‘Çatlak’ filmleriyle tanıdığımız Fikret Reyhan bu filminde oldukça hassas bir konuyu ele alıyor. Her gün gazetelerin üçüncü sayfasında okuduğumuz, televizyonlarda izlediğimiz ‘kadına şiddet’i çok orta yerden ‘gri’ bir şekilde anlatıyor Reyhan.

Eski kocasının gölgesini hayatında sürekli hisseden Nesrin’in hikâyesi seyirciyi film boyunca diken üstünde tutuyor. Film boyunca kadına karşı somut bir şiddet görmüyoruz ancak Nesrin’in eski kocası tarafından uğradığı psikolojik şiddeti yüksek bir gerilimle izliyoruz. Kadınların hayattaki var olma çabalarını ve yaşadıkları zorluklara hepimiz aşinayız. Kadınların cam perdenin ardında bırakılmadığı, fiziksel ve psikolojik şiddet görmediği bir yaşam umarım mümkün olur.  

Reyhan, bu filme gazetede okuduğu bir haber üzerine ‘Sinemacı olarak bir şeyler yapmamız gerekir diye düşündüm’ diyerek başladığını söylüyor. Filmin yapım sürecinde konuya ilişkin çok fazla okuma ve şiddet mağduru kadınlarla söyleşi yaptığını da belirten Reyhan, süreci şöyle anlattı: “Zihni bir sorun olduğunu fark ettim. Cinsiyetçi kodlar yeniden üretiliyordu. Farkında olmadan kodlar içinde gidip geliyordu. Ben nasıl bunları mikro bir dünyadan makro bir dünyaya ulaştırabilirim onu düşündüm. Nasıl bu zihniyete ulaştırabilirim diye düşününce, kareler oluşmaya başladı. Büyük resme ihtiyacım olan büyük karakterler zamanla oluştu. Öncelikle Selim ve Ömer karakterlerini oluşturdum. En acısı da bir noktadan sonra hayatımız normalleşiyordu. O stresin içinde yaşamayı öğrendiğimiz zaman aslında biliyorduk ki o gölgeler her yerden karşımıza çıkabiliyor, zarar görebiliyor insanlar.”

Öte

İlk günün üçüncü yarışma filmi olarak Malik Isasis ile Esra Saydam’ın ‘Öte’ filmi izleyiciyle buluştu. Film, sırt çantasıyla Türkiye’nin dört bir yanını dolaşan ‘Lela’ adındaki siyah bir kadını merkezine alıyor. Yol boyuncu birçok insanla tanışan Lela seyahatinde, yerel halkın insanlarıyla ve yolda karşılaştığı kimi zaman bir taksi şoförü kimi zaman bir oyuncuyla bağlar kurmaya başlıyor. Film sizi oturduğunuz yerde Türkiye’nin batısından doğusuna bir yolculuğa çıkarıyor.

Saydam filmin çıkış öyküsünü şöyle anlattı: “Arkadaşım Malik Türkiye’de film çekmek istiyordu, dolayısıyla çok küçük bir ekiple film çekmek istedik. Siyah bir kadın olursa, ikimizde o karaktere bir şeyler ekleyebiliriz dedik. Malik siyahi, ben bir kadın, yalnız bir kadının dolaşmasının ne anlama geldiğini biliyordum. O da siyahi bir kadın olarak dolaşmanın ne anlama geldiğini biliyordu. Filmin öyküsü buradan çıktı.”

Altın Portakal jürisi açıklandı