Bir kere Türkiye, siyasal ve ekonomik olarak, savaşsever ABD’ye bağımlı. İkincisi NATO üyesi… NATO anlaşmasına dayanarak ABD ile ikili ya da alt anlaşmalar da yapıyor. Üçüncüsü, topraklarını NATO ve ABD üssü olarak açan ve buraların kullanımında esnek davranan bir ülke… Dördüncüsü, görünüşte Türkiye’nin NATO’dan talebi, gerçekte ise NATO’nun talebi üzerine “halkı ve toprakları savunmak ve ittifak sınırındaki krizin yatıştırılmasına katkıda bulunmak amacıyla Türkiye’nin ulusal hava savunmasının takviyesi konusunda” mutabık kalınarak Patriot bataryaları, çok sayıda asker ve teçhizat konuşlandırılmasına izin veriliyor. Bu konuda da esnek yorum yapılarak, ikili ya da alt anlaşmalara sığınarak Anayasa gereği TBMM izni aranmıyor.
Bugün İran’a ABD-İsrail saldırısının İran tarafından Türkiye’ye saldırıya dönüşeceği savı, 2013’de de Suriye’deki çatışmaların Türkiye’ye sıçrama olasılığından söz edilerek tehdit olarak kullanıldı. Her seferinde bir düşmandan söz ediliyor ama düşman denilenler “biz saldırmadık” açıklaması yapıyor.
Demokrasi, sosyallik, hukuk devleti ve adalet yanılsamalarıyla yaşatılmaya çalışılan düzende NATO, sömürü kalesinin savunma ve güvenlik örtülü saldırgan gücüdür. NATO’dan çıkmak değil NATO’da kalmak tehlikedir. Emekçilerin Cumhuriyeti NATO’suz olacaktır.