Algoritmanın ürettiği metin insanın yazdığının yanına yerleşiyor önce ek seçenek olarak, sonra rakip olarak, bir süre sonra norm olarak. Ve bu norm yerleştiğinde, organik metin denen şeyi bulmak için fellik fellik aranacak; köy pazarında tohumla yetişmiş domates arayanların o tanıdık melankolisiyle.
Yazdığım bu daha mı iyi yoksa daha mı kötü sorusu yerini benimkinin anlamı var mı sorusuna bırakıyor. Üretkenlik arttıkça özgünlük hissi zayıflıyor; herkes bir şeyler yazıyor, içeriklerin arasından gerçekten birine ait olan bir şeyi duymak giderek zorlaşıyor.
Organik metin deyince kastedilen şeyi netleştirmek gerekiyor romantik bir nostalji değil bu, tanımlanabilir bir nitelik, yapay zekanın yazmadığı bir yazı. Bir metnin içinde yazan insanın özgül hayatından, özgül çelişkilerinden, özgül sessizliklerinden bir şeyler taşıması. Bir hatanın, bir belirsizliğin, bir cümleyi beş kez silip yeniden yazmanın izinin içinde bulunması. Tereddüt de metnin parçasıdır, vazgeçilmiş kelimeler de.
Algoritmik üretim bu izleri siliyor; geriye pürüzsüz ama iz taşımayan bir yüzey kalıyor. Bu yüzeyin hızı ve ölçeği, alanın yapısını dönüştürüyor: insan yapımı olan, sürtünmeli olan, hatalı olan, yavaş olan giderek niş bir konum işgal ediyor.