Klasik iktisat öğretisidir; ülke olarak tasarrufları artırmak gerektiği söylenir. Doğrudur… Bu hele bizim için çok yakıcı bir sorundur. Tasarrufları artırmanın yolu olarak da hem araç yelpazesini genişletmek, hem de tüketimi ileri kaydırmak gerektiği yazılır, söylenir, vurgulanır. Bunlar kağıt üstünde doğrudur doğru olmaya da, Türkiye’de ve bu enflasyon ortamında rasyonel olan tam tersi bir davranış sergilemektir. Zaten yapılan da budur.
Bu ortamda tasarruf etmek zaten zor da, ayırabildin bir köşeye üç beş kuruş, onu enflasyona karşı korumak çok daha zor.
Alan bırakılmamış ki… Resmi enflasyon yüzde 85’i aşmış ve en büyük finansal yatırım alanı olan mevduatta durmak her gün anaparadan yemek anlamına geliyor. İç borçlanma senetlerinin genel durumu da benzer şekilde…
Tasarruf sahibinin bir kısmı kur korumalı mevduata yönelmiş; oradan elde edilen getiri de kur artışı kadar ve kurda da enflasyonun biraz üstünde, sınırlı bir getiri var. Son üç ayda o getiri de ortadan kalkmış.
Geriye finansal yatırım alanı olarak bir tek borsa kalıyor. Borsa son bir yılda bütün dönemlerde reel olarak kazandırmış. İyi güzel de, tasarruf sahibinin kaçta kaçı ya da tasarrufların ne kadarı borsada ki… Hem borsada müthiş para kazanmak da mümkün, hem kısa dönemli al-sat yapmaya kalkışınca anaparadan olma riski de var.