EMRE ZOR
@zor_emre01
ABD Başkanı Donald Trump’ın 40 yıllık dostu, Arap sermayesinin gözdesi, al-ver siyasetinin piri, milyarder işadamı ve güç simsarı Thomas Joseph Barrack şimdi ABD’nin Ankara büyükelçisi.

California’daki şarap bağından Ankara’nın eski gecekondu semtine
Tom Barrack, California’da 100 futbol sahası büyüklüğündeki şarap bağının ortasında durdu. Güneş batmak üzereydi. Çayır ateş sarısına dönmüş, asma dalları ağırlaşmıştı. Barrack göğe bakarak, ‘‘Siyasetle işim bitti’’ diye mırıldandı. Artık yalnızca yatırım şirketi, şarap bağı ve polo sporu vardı. Hele şarap üretmekle yatırım yapmak nasıl da benzeşiyordu: Riskler, kayıplar, hazlar… hepsi aynıydı. Mayıstan eylüle kadar haftada üç gün polo maçına çıkıyordu Barrack. Keyfi yerindeydi.
2016’nın defteri nihayet dürülmüştü. Curcunalı bir seneydi, diye düşündü; bağış toplantıları, kameralar, mitingler… Emlak milyarderi Donald Trump’ı başkanlığa böyle sırtlamıştı. Ama yok, siyasetle işi kalmamıştı artık. Güneş gülümsedi, çünkü Barrack’ın henüz bilmediği bir şey vardı: Sekiz yıl sonra California’daki şarap bağından ayrılacak ve Ankara’nın eski gecekondu semti Çukurambar Mahallesi’ne gidecekti, ABD büyükelçilik binası onu bekliyordu.
Don Kişot’un Sancho Panza’sı gibi
Bu yıl yeniden ABD başkanlığına gelen Trump, 78’lik yaşıtı ve 40 yıllık dostu Barrack’ı Türkiye büyükelçisi seçti. Lübnan asıllı emlakçı geçen hafta Ankara’ya, ‘atalarının geldiği topraklara’ vardı. Esenboğa Havalimanı’nda onu karşılayan mikrofonlara yaklaşarak, ‘‘Başkan Trump’ın Türkiye-ABD ittifakını hak ettiği seviyeye çıkarmak arzusuyla buradayım” dedi. 12 saatlik uçuşa rağmen dinç ve mutlu görünüyordu. Üstelik ‘birinci-sınıf’, ‘harika’, ‘muazzam’ gibi ağzına sakız ettiği sözcükleri bu kez kullanmamıştı.
Barrack ilk kez sahneye çıkıyordu ama siyasetin perde arkasında çok dolaşmıştı. Arap dünyasında Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’la ilişkileri epey güçlüydü. Haydi şöyle diyelim: Bu ülkeler Barrack’ın ‘süper üçlüsü’ydü. Nitekim şirketlerine buradan milyarlarca dolar yatırım yağdı, ayrıca bölgedeki birçok liderle arası iyiydi. Barrack da, karşılığında, ABD dış politikasının görünmez eli gibi davranarak arabuluculuk rolüne soyundu.
Resmi görevi olmasa da ilk Trump yönetiminin ‘süper üçlü’yle arasını iyi tutması için çabaladı. Yani o ülkelerin bir nevi gözü-kulağı-sesi oldu. Kimi zaman onların yararına gazete köşesi yazdı–bazen yazdırtıldı–kimi zaman da dostu Trump’ın kulağına öneri fısıldadı. Barrack al gülüm ver gülüm siyasetinin ustasıydı. Gelgelelim Trump biliyordu: O sadık bir dost ve sıkı bir sırdaştı. Tıpkı Don Kişot’un Sancho Panza’sı gibi.
Ian Kelly: Bu göreve nasıl uygun olduğunu anlamak zor
Barrack ABD Senatosu’nda onaylanmadan önce, Diken’e konuşan ABD’nin eski Gürcistan büyükelçisi Ian Kelly’nin kafası bir hayli karışıktı. ‘‘Barrack’ın geçmişine bakınca, Türkiye büyükelçisi görevine nasıl uygun olduğunu anlamak kolay değil’’ dedi Kelly. ‘‘Üstelik bu epey mühim ve zorlu bir görev.’’
Kelly ömrünü diplomasiye adamıştı. Gürcistan ve Türkiye’de uzun yıllarca eşiyle yaşamıştı. Şimdiyse, televizyon kanallarına evden bağlanıp gündemi yorumluyor. Çalışma masasının arkasındaki duvarda oryantal bir halı asılı. Kapalıçarşı’daki halıcılara ateş püsküren eşi, ‘‘Türkiye’de halıyı uyguna alabilmek için illa vazgeçiyor numarası yapmak lazım’’ diye araya giriyor.
Neyse ki hemen konuyu toparlıyor Kelly, ‘‘Şimdi… Barrack sıkı bir onay sürecinden geçecek. Umarım senato anayasal görevini yerine getirir ve onun doğru kişi olup olmadığını adamakıllı sorgular.’’ Ne ki senato, bu konuşmadan kısa süre sonra Barrack’ı onayladı. Kelly’nin eşi hala öfkeliydi.

Zeki işadamı, sarayın sadık mensubu, güç simsarı…
Milyarder finansçı Barrack iki arada bir derede kalmıştı. Nisan 2016’da dostu Trump partisinin başkan adaylığını kesinleştirmiş, adım adım Beyaz Saray’a yürüyordu. Barrack seçim kampanyası için epey bağış toplamıştı.
Fakat o dönem Trump, ‘tüm Müslümanlar’ın ABD’ye girişini engellemek için çağrı yapıverdi. Barrack şaşkındı, kaygıyla telefonuna baktı; Arap dünyasındaki yatırımcıları endişeliydi. BAE’nin Washington Büyükelçisi Yousef al-Otaiba şöyle diyordu: “Arkadaşınız Donald Trump’la ilgili ÇOK ciddi kafa karışıklığı var. Trump burada birçok kişiyi endişelendiriyor.’’
Barrack durumu toparlamak istiyordu, ‘‘Meraklanmayın’’ diye yazdı. ‘‘Trump Arap dünyasını anlıyor. Üstelik bölgede yürüttüğü ortak işler var!’’ Bu yazışmalar boşuna değildi. Çünkü Trump, Müslüman karşıtı kampanya yürüten bir adayken, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad ve BAE’nin başkenti Abu Dabi’deki kraliyet saraylarında dost diye ağırlanan bir başkana dönüşecekti. Tabii bu dönüşüm, başkanın pragmatik ve esnek siyaset anlayışından ziyade Barrack’ın Trump’ın dünyasındaki etkisini gösteriyordu: Zeki bir işadamı, sarayın sadık mensubu, sırdaş, dost, güç simsarı…

Babasının oğlu
Barrack, ABD ile Arap dünyasını Haliç Köprüsü gibi bağlıyordu. Görkemsiz ama ince dokunuşlarla, fısıltılar ve gayriresmi yazışmalarla politikaları yönlendirdi, iki yakayı biraraya getirdi. “Benim avantajım hala babamın oğlu olmam” demişti Barrack market işleten babasından bahsederek. “Bir yerde toplanmaya hazır portakallar bulurum, sonra o portakalları alırım, ihtiyaç duyulan yerlere götürürüm.” O gün kastettiği portakal, Trump’ın ta kendisiydi.
Barrack şöyle yazıyordu al-Otaiba’ya: “Onu (Trump’ı) sağduyuya yöneltebiliriz, sadece danışabileceği birkaç Arap zekasına ihtiyacı var. Ve bu listenin başında sen varsın!”
Tabii gazete köşelerini de boş bırakmıyordu Barrack. Seçimlerden hemen önce, Ekim 2016’da, meşhur Fortune dergisine ‘Ortadoğu ABD’den ne istiyor?’ başlıklı bir makale kaleme aldı. BAE, Suudi Arabistan ve Katar’daki ‘parlak genç liderler’den dem vurduğu yazıda, ABD dış politikasının bu ‘cesur vizyonerler’i Doğu’ya kaptırmaması gerektiğini anlatıyordu. Bazı fikirler ve sözcük tercihleri bizzat üst düzey BAE yetkililerince ‘önerilmişti.’
‘‘Patron bayıldı bayıldı” diye yazmıştı Raşid el Malik. Arap ülkelerinin yöneticilerine aracılık eden BAE’li işadamı, makaleyi yayınlanmadan önce şöyle bir gözden geçirmiş ve Barrack’ı bir konuda uyarmıştı. Makalede Ortadoğu yönetimleri ‘diktatörlük’ diye niteleniyordu ve el Malik bu sözcükten hiç hoşlanmamıştı. Neyse ki, Barrack uyarıyı dikkate aldı da bu yönetimleri birer diktatörlük olmaktan kurtardı.
Barrack, Temmuz 2016’da Cumhuriyetçi Parti kurultayında boy gösterdi. Parti renginde, kırmızı kravatıyla sahneye çıkarak ‘‘Belki bana kızacaksınız ama ağzımdan tek olumsuz cümle çıkmayacak” demişti. ‘‘(Trump’ın rakibi) Hilary Clinton’la ilgili olumsuz konuşmayacağım, ama Trump’a dair söyleyeceğim olumlu çok şey var.”
Ve başladı sıralamaya: ‘‘Bu adam çok iyi, çok güçlü, çok zeki, çok bilgili.’’

Arap dünyasındaki bağlantıları pahalıya patladı
Barrack, 2016 Trump kampanyasının en büyük bağışçılarındandı. Üstelik kampanya yöneticisini bizzat önermişti: Eski dostu Paul Manafort. O Manafort ki daha sonra çeşitli yolsuzluk suçlamalarından hüküm giydi. Tabii Trump başkanlık yetkisiyle onu affetti. Dahası Barrack, seçimleri kazanan Trump’ın sadece kampanyasına değil, yemin törenine de liderlik etti. Başkanlık yaptığı bu tören için tam 107 milyon dolar bağış toplamıştı. Bu, rekordu. Bir de başına açılacak belaların habercisi…
Barrack’ın o dönemki yatırım şirketi Colony Capital’a (artık DigitalBridge) BAE ve Suudi Arabistan’dan yatırım yağıyordu. Öyle ki Trump’ın 2016 adaylığı kesinleştikten sonraki üç yılda, şirket bu ülkelerden toplam 1,5 milyar dolar yatırım topladı; bunun yaklaşık 474 milyonu hükümet kontrolündeki fonlardan geldi. Ne ki yatırım yağmuru kısa sürede yerini eleştiri yağmuruna bıraktı. Barrack’ın başkanlık ettiği yemin töreninin, yabancı yetkili veya onlara çalışan işinsanları için pazarlık merkezi haline geldiği iddia edildi. Bu konuda soruşturma açılmadı, ama Barrack’ın Arap dünyasındaki bağlantıları ona pahalıya patlayacaktı.
Barrack, resmi siyasi görevi olmamasına rağmen, Trump’ın ‘eski bir dost’u olarak yönetimi yönlendirecek ölçüde etkiliydi. Ne de olsa Arap dünyasındaki güçlü bağlantıları sayesinde herkese yardım etmeye çalışıyordu. Köprünün iki yakasında ‘iyilik meleği’ diye nam salmıştı.
Gelgelelim bu namı, mahkeme salonlarında farklı yankılanacaktı. 2021’de ABD Adalet Bakanlığı’nca BAE’ye yasadışı lobicilik yapmak suçlamasıyla tutuklandı. Savcılar, Barrack’ın, Trump yönetimine yakınlığını kullanarak BAE çıkarlarını gözettiğini, BAE lehine ABD dış politikasını etkilemeye çalıştığını ve tüm bu faaliyetlerin yasadışı lobicilik kapsamına girdiğini öne sürdü.
Barrack’ın BAE’li işinsanı el Malik’in ‘komutasında olduğunu gösteren’ birtakım yazışmaları hatırlatan savcı Ryan Harris şöyle diyordu: ‘‘Barrack kendisini siyasi bağlantılara sahip, BAE’ye fırsat kapısı açabilecek biri olarak pazarladı. Ve tabii Trump’a ulaşabilecek biri… İşte böylece, onların içerdeki adamı olacaktı.’’
‘Adalet Tanrıçası bulundu’
Barrack ise savunmasında, uzun yıllarca Ortadoğu’yla iş yaptığını, dolayısıyla bölgeyle ilgili ‘kültürel bir altıncı his’ geliştirdiğini söyledi. Ayrıca Trump’ın başkanlık affından yararlanmak istemediğini çünkü zaten suçsuz olduğunu vurguladı.
250 milyon dolar kefalet ödeyerek hapse girmekten kurtuldu Barrack. Fakat yaklaşık 15 ay takip cihazıyla gezdi, ülke içinde seyahati kısıtlandı. 2022’de tam yedi hafta süren mahkeme sürecinin ardından hakkındaki dokuz suçlamadan da aklandı. Brooklyn’de bir cuma öğleden sonra mahkeme kararı okunurken Barrack gülümseyerek başını eğmişti, ailesi arka sırada gözyaşı döküyordu. ‘‘Tanrı Amerikayı korusun’’ dedi Barrack. ‘‘Sistem tıkır tıkır işliyor. Adalet Tanrıçası bulundu.’’ Ardından lüks oteli One Brooklyn Bridge’e dönerek çatı katındaki barda günü kutladı. Kadehler muhtemelen adalet tanrıçasına kalktı.
Ahır temizliğinden milyarderliğe
Bir insanın yaşamını üç-dört yüz kelimeye sığdırmak zor, kabul, ama mecburuz.
Barrack Los Angeles’taki Lübnanlı göçmenlerin Arapça konuşulan evine doğdu. Annesi sekreterdi. Babası market işletiyordu. Üstelik ünlü insanların mesken bellediği Culver City’de yaşıyorlardı. Aslan kükremesiyle başlayan filmlerin yapımcısı MGM stüdyoları da bu şehirdeydi. Yoksa Barrack zengin ünlülerle nasıl tanışacaktı? Barrack’ların evi, MGM stüdyolarına ait ahırların yanıbaşındaydı.
Küçük Barrack, milyarderliğe giden yolda ilk anlaşmasını henüz dördüncü sınıftayken yaptı. El sıkışıldı: Sen ahırları temizleyeceksin, biz de atlara bedava binmene izin vereceğiz. İşte zenginlere iyilik yapmanın, onlara karşı ‘iyilik meleği’ olmanın ne menem fırsatlar sunabileceğini o dönem kapmıştı. Kaldı ki Barrack bugünkü başarısını şans ve azimle açıklıyor, yetenekle değil.
Barrack 1972’de Güney California Üniversitesi’nden hukuk diplomasıyla mezun olduktan sonra, eski ABD başkanı Richard Nixon’ın avukatıyla iş görüşmesine oturdu: Herbert Kalmbach (yasadışı bağış toplama suçundan hapse girecekti Kalmbach!). Barrack Arapça bildiği için bir enerji anlaşmasında hukukçu olarak Suudi Arabistan’a gönderildi.
Fakat daha sonra, New York dergisine, ‘bir Suudi için’ squash adlı oyuna ortak olarak işe alındığını söyleyecekti. Çünkü günleri onunla oyun oynamakla geçiyordu: ‘‘Kim olduğunu bilmiyordum ama patronum şöyle demişti: O oynamaktan sıkılana kadar oyunu bırakma.’’ Sonradan bu Suudi’nin aslında Suudi Arabistan kralının oğlu olduğunu öğrenecekti. Barrack orada Arapların dünya meseleleri üstüne tartışmalarına kulak verdi. Onların, topluma ‘büyük saygı’ gösterdiğini düşünüyordu.
Barrack’la Trump’ın bugüne uzanan dostluğu 80’lerde başladı. Texas’taki zengin Bass ailesi için çalışan Barrack, New York emlak piyasasının genç yıldızı Trump’la buluştu. Trump, ‘‘Plaza Oteli sende’’ demişti. ‘‘İstiyorum onu.’’ Otele öyle gözdikmişti ki ederinden fazlaya, 440 milyon dolara satın aldı; ne yazık, borçları nedeniyle mülkü elinden çıkarmak zorunda kaldı. Fakat bu satış Trump’la Barrack’ın dostluğunu perçinledi. Üstelik ne çok ortak yanları vardı: Çocukları aynı yaştaydı, ikisi de boşanıp evlenmişti… Barrack, adı ‘egoist ve bencil’e çıkmış Trump’la onca yıl nasıl anlaştığına ilişkin soruyu şöyle yanıtlayacaktı: “Ondan hiçbir şey istemedim, hep yanında oldum.”
‘Gezegenin en iyi emlak yatırımcısı’
Barrack 1991’de şirket kurdu: Colony Capital. Uzmanlık alanı risk sermayedarlığıydı. Yani iflasın eşiğindeki finans kurumlarına ait mülklere yatırım yapıyordu. Bu yolla iki yıl içinde yüzde 50 kar elde etti. Mesela 2008’de pop yıldızı Michael Jackson’un meşhur ‘Neverland’ çiftliğini 22 milyon dolara aldı; sonra 100 milyon dolara satmaya çalıştıysa da beldenin adı kötüye çıktığı için aldığı fiyata elinden çıkardı.
2005’te ünlü dergilerin kapaklarında ışıl ışıl parlıyordu Barrack. Fortune dergisi onu ‘gezegenin en iyi emlak yatırımcısı’ diye anlatıyordu. 2011’de 1,1 milyar dolar servetiyle dünyanın en zengin 833’üncü insanı oldu. Bu sırada şirketinin özel jetiyle dünyayı gezerek-özellikle Arap dünyasında-birçok hükümet yetkilisi, müşteri ve işinsanıyla tanışıyordu. Nihayetinde Barrack’ın işi ilişki ağları örmek, köprüler kurmaktı.
Artık 78 yıllık ‘Barrack köprüsü’nün bir ucu Ankara’ya bağlanıyor. Bir dönem Suudi saraylarında squash oynayan, milyarlar yöneten, Trump’ın kulağına fısıldayan ve şarap bağında günbatımı seyreden Barrack’ın yeni rotası ve misyonu artık belli: Çukurambar’da diplomasi.