Akif Beki: Michelin maceramız; geleneksel yemeklerimizi unutturma, mutfağımızı köklerinden koparma yarışmasına dönebilir

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Michelin’in, girdiği mutfağı dönüştürücü bir etkisi de var. Her iddialı şef, yıldızını almak için yarışır. O da hâliyle Michelin’in istediği gibi yemek yapmaya yönlendirir.

Geleneksel lezzetleri dejenere etmeyene usta, demez ve yıldız vermezlerse… Yani bildiğimiz usulde kuru fasulyeyle yıldızları barışmazsa…

Prestije, kaliteye önem veren lokantalarda kuru fasulye yiyemez hâle gelirsiniz. Teşvik ettikleri usulle kuru fasulye olmaktan çıkar, o adla başka bir şey yemeye başlarsınız.

Allah Antalya’yla Gaziantep’i Michelin’den korumuş, iyi ki oralara kadar girmedi bile dersiniz.

Michelin, Anadolu mutfağının zenginliğini, çeşitliliğini dünyaya taşımaya ve tanıtmaya, standartlarını yükselterek geliştirmeye yarayacak, diye sevindirmişti.

Oysa bu gidiş, mutfağımızın özgün zenginliği ve çeşitliliği için bir tehlike.

Karaköy Lokantası, Mürver, Aheste, Topaz, Alaf, Sunset, Tershane, Mikla, Cuma ve listeye eklenen yenilerine haksızlık olmasın.

Teruar Urla gibi Narımor da yıldıza fazlasıyla lâyıktır.

Fatih Tutak, iki yıldızı elbette hak ediyordur.

Fiyat-performans kategorisine alınan, tavsiye listesine eklenen restoranların her biri, bir değer. Muğla Agora Pansiyon, İzmir Asma Yaprağı, İstanbul Telezzüz, Araf, Tatbak, Ali Ocakbaşı ve diğerleri…

Ama Michlen’ine etkisini, rehbere girenlerle sınırlı sanmayın. Yıldız almaya talip, tavsiye listesine aday ne şefler, lokantalar bekliyor sırada. Kimlerin, nasıl ödüllendirildiğine bakıp ona göre hazırlanacaklar.

Ya müdavimlerinin canı, bir gün de bizim kuru fasulyeden, zeytinyağlı pırasadan veya içli köfteden çeker ve artık oralarda bulamazsa!

Gastronomi merkezi olalım olmasına da kendi zevklerimize yabancılaşma, binlerce yıllık mutfak mirasımızı yok etme pahasına değil.

Bakan Ersoy’un, son bir gayretle Michelin’e bunu da anlatması gerekecek.

Yoksa Michelin maceramız; geleneksel yemeklerimizi unutturma, mutfağımızı köklerinden koparma yarışmasına dönebilir.

Komplocular, küresel damak lobisinin geleneksel mutfağımıza bir saldırısı olarak görmesin sonra, ondan korkarım.

Akif Beki’nin yazısı