Akar, 15 Temmuz gecesini anlattı: Darbe girişimini panikten erkene aldılar

Eski Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 15 Temmuz darbe girişimi sırasında gördüklerini anlattı.

Fotoğraf: Arşiv. (AA)

Darbe girişiminin sekizinci yıl dönümünde Habertürk TV canlı yayınına katılan Akar, o gece yaşananlara ilişkin bilgi verdi.

Akar’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

* Türkiye uydu gibi yönetilecekti. Ne Azerbaycanlı kardeşlerimize önem vereceklerdi ne Libya’yla ilişkilerimize saygı göstereceklerdi. FETÖ elemanlarının yurt dışında kollanmaları bunun açık göstergesi.

* 17-25 Aralık’ta gerçek yüzleri görülmeye başladı. Bunlar baştan itibaren çeşitli birimlere nüfuz etmişler. 10 bin 5 kişinin ilişiğini kesmiştik. 15 Temmuz’dan sonra bu sayı toplam 24 bin 652’ye ulaştı. Bir şekilde subay, general sızmış. Yargıda, istihbaratta, silahlı kuvvetlerimizde, üniversitelerimizde operasyon var.

* Üzerine gittik. Bilgi ve belge toplamaya çalıştık. Buna göre arkadaşlarımız çalışıyorlardı. Geldiğimiz noktada arkadaşlarımızla bu bilgiler ve belgeler ilerledi. YAŞ çalışmasına bu anlayışla geldik. Olabildiğince gizli tuttuk. O zaman Yaşar Güler Paşa 2’nci başkandı. 120-130 civarında general ve amiralin orduda kalmasının uygun olmayacağını tespit ettik.

‘Korkuya kapıldılar’

* Sayın Cumhurbaşkanımızla konuştuğumuzda, siyasi, sivil kesimlerin de olduğunu söyledik. Sağ olsunlar desteklediler bizi. Esasen bundan dolayı bazı bilgilere göre sonbaharda yapılacak olan hain darbe girişimini bu korku ve panikten dolayı temmuza alındığı konusunda bir kanaat ve bilgi var. Yaklaşımımızın ne kadar doğru olduğunu terör örgütünün paniklediğini anlıyoruz. Tasfiye edeceğimizi gördüler, sapık yola başvurup darbe girişiminde bulundular. Bu kadar büyük olacağını, paralel devlet yapısının darbe girişiminde bulunacağına ihtimal vermiyoruz. Benim yaşadığım en büyük şok buydu.

Binbaşı bilgi verdi

* Genelkurmay karargahındaydım. Yaşar Paşa geldi. Bir binbaşının geldiğini ve MİT başkanının alınacağını söylediğini aktardı. “Gelsin bir konuşun” dedim. Durumun kritikliğini anlayalım diye Bakan beyle konuştuk. Hakan Bey, 2’nci Başkan ve Kara Kuvvetleri komutanıyla durumu tezekkür ettik. Zaten Cuma günü. Mesai bitmiş. Geçmişte buna benzer duyumlar almıştık. Garnizon komutanı rahmetli Servet Paşa’ydı, gidip zırhlı birliklerde yatmıştı. Asılsız çıktı. Dikkatli bir şekilde davrandık. “Uçuşu, havadaki uçakları indirelim, uçaklara müsaade etmeyelim” dedik. Neler yapabileceğimizi madde madde belirledik. Tedbirleri açık ve şekilde direk emirleri verdim. Harekat Merkezi’ni aradım. Harekat Merkezleri 365 gün onlarca kişinin, uzmanın çalıştığı bir sistem. Bu sistem süratli çalışır. Bizim verdiğimiz emir, 19.25’te Kars’taki havaalanına gitmişti.

‘Hepsi bize normal geldi’

Uçakların kalkmasına müsaade edilmiyor. Kara Kuvvetleri komutanımız, kara havacılığa gidiyor, binbaşının geldiği birliğe Herhangi bir anormallik olmadığını söylüyor. Kara Kuvvetleri komutanını denetlemeye gönderdim. Genelkurmay 2’nci başkanı kendi çalışmasına gidiyor. Orada arkadaşlarımızın değerlendirmesini derledik toparladık. Hakan Bey çeşitli telefon görüşmeleri yaptı. Bizler o emirleri verdik. Bir girişim olabilir, engellememiz lazım diye söyledik. Gerekli tetkikatı yaptık. Hepsi bize normal geldi.

* Odamızda çalışıyorduk. Kapı çalındı içeri biri girdi. Mehmet Dişli girdi. “Biraz sonra göreceksiniz” dedi kaba bir şekilde. Makam masasında oturmuyordum. Çalışma masasında oturuyordum. “Taburlar, tugaylar çıktı geliyor, bizim başımıza geçin” dedi. “Sen manyak mısın, sakın ha böyle bir şey olmaz” dedim. Bağırdık, çağırdık. İçeri bir sürü asker girdi. Normal değildi. Şok dediğim o. Hipnotize olmuşlar gibiydi. Emir subayı, korumalar, tanıdığım tanımadığım kişiler içeri daldılar. Bağırıp, çağırıyoruz. Dışarıdan sesler duyuluyormuş. Bazıları küfür ediyordu.

‘Sık ulan şerefsiz’

Emir subayı içeri girdi “Başımıza geçmezseniz size sıkarım” dedi. Biz de üzerine yürüdük “Sık ulan şerefsiz” dedik. Ağzımız kapatıldı, nefes alamıyorduk. Bizi zapt etmek için ağzımıza, burnumuza bir şeyler tutuyordu. Orada bir kopukluk oldu. Düştük kalktık, koltuğa oturduk. “Kelepçeyi çıkarın” diye bağırdık. Kasaturayla kanırtmak suretiyle kopardılar. Daha sonra boğazımıza tuttuklarının eter olduğunu öğrendik.

* Oturduktan sonra “Gidiyoruz” dediler. Saat 11’e gelmiş. Makam odasından çıktık. Bütün özel kuvvet unsurları oradaydı. Ellerinde silahlar, yüzleri robot gibi, mankurtlardı. “Sizin ne işiniz var burada?” dedim. Karşıda birisi tüfeği tutup geri geri gidiyordu. Onlara bağırmıştım “Defolun gidin” diye. Orada itiş kakış oldu. Kefen bile istedim ben. Kıyafetin bütünlüğü vardı. Tabancam üstümde yoktu. Çıktık, Genelkurmay’ın ortasına helikopter indirmişler. Yolda giderken itiş kakış oldu. Helikopterde tüfeği doğrulttular, tekmeyle müdahale ettik. Akıncı üssüne vardık. Orada bizi odaya aldılar. Odada gelişler-gidişler oldu. Generaller, albaylar girip çıkıyorlar. “Darbe girişimini başlattık başımızda olun” dediler.

* Kendilerine bir hayal kurmuşlar. Orada bana “Darbe başarılı devam ediyor, başımıza geçin” dediler. Küfürlü bir şekilde “Yaptığınız büyük şerefsizlik, alçaklıktır” dedim. “Siz bir kere bataklığa battınız, bundan sonra erkeklik, mertlik gösterip, gidip savcıya, polise, inzibata kime teslim olacaksanız olun” dedim. Bunlar birkaç kez gidip geldiler.

Gülen’le görüştürme talebi

Ömer, Devrim, Mehmet Dişli, Akın Öztürk, Kubilay vardı. “Bu bildiriyi bana okur musunuz” dediler. Elimin tersiyle ittirdim, almadım. Bu sefer kendileri okudular. Bildiride ekonomi konusunu okudular. “Siz kimsiniz ne anlarsınız” diye bağırıp çağırdım. “Başınız, kıçınız kim?” dedim. “İsterseniz kanaat önderiyle Fethullah Gülen’le sizi görüştürebiliriz” dediler, reddettim. Sabaha karşı moralleri bozulduktan sonra beni cumhurbaşkanımızla görüştürmek için uğraştılar, ulaşamadıklarını söylediler.

Orada televizyon var. Bir ara televizyonu açıyorlar, sonra kesiliyor. Polis harekat merkezinin bombalanmasını gördüm. Sabaha karşı Boğaz Köprüsü’nde askerlerin perişan halini gördükten sonra. Nihayet “Hakan Bey’e ulaştık” dediler. Çok kısa görüşmemiz oldu. Hanımla 10-20 saniye kadar konuşabildik. Onlar evdeler, onlar da ayrı bir dram yaşıyorlar. Sayın başbakanla, Binali Bey’le konuştum. Bu arada pistler bombalanıyordu. Uçakların kalkmaması için. Onlar, üzerinde panik yaptı. Genelkurmay’a gideceğimi söyledim. “Çankaya’ya gidin” dediler. Araba ayarlamışlar. Akın Öztürk de geldi. “Ben de gideyim” dedi. Israr ettim “Sen burada kal” dedim. Şaşırmışlardı, panik havası vardı.

Dişli’ye ‘Sen gelme’ emri

Odadaydım, “Dışarı çıkıp nefes alayım” dedim. Odadakiler “Dışarıda siviller var” dediler. Helikoptere bindik. Mehmet Dişli’ye “Sen de gelme” dedim. “Benim gelmem lazım, ateş ediyorlar, darbecilerle irtibat halinde olacağım, ‘Ateş etmeyin’ diye muhabereyi sağlayacağım” dedi. Çankaya’ya geldik. Tuğrul Türkeş Bey’in odasıymış. Bizi oraya aldılar. Büyük şoklar yaşamışız. Kafamıza tabancayı dayamışlar. İlk andan itibaren Mehmet Dişli’nin bunlarla birlikte olduğunu arkadaşlarımıza söyledik.

* Yargı bunu hassas bir şekilde değerlendirdi kararı verdi. Mahkum olanlar kesinlik kazandı. Çankaya’da otururken eski Milli Savunma bakanımız İsmet Yılmaz Bey “Malatya’da şunlar oluyor” dedi. Orada telefon konuşmamız oldu “Teslim olmalarını sağlayın” dedim. Hanımla konuştum, ağlıyordu. Onun ağlamasından biz de duygusallaştık. Evlerde bize yardımcı olan astsubay vardı. Bir gardiyan gibi ailelerimizi enterne etmiş. O da FETÖ’cüydü. İletişimizi kesmiş. Telefonla görüştürmüyormuş. Son derece zalim tutum içindeymiş. Eşimin tanıdığı yüzler bunlar. Sosyal medyada FETÖ’cüler öldüğümüz şekilde yayınlar yapmış. Hanım ve çocuklar perişan vaziyetteler.

* Burada Cumhurbaşkanımıza hepimizin şükran duyması lazım. Son derece istikrarlı tutum takındı. Bayrağına, sancağına, vazifesine bağlı silahlı kuvvetlerimizin kahir ekseriyeti, polis ve jandarmamızın büyük çoğunluğuna saygı duymak lazım. 12 saat sürdü bu iş. Yıllarca hazırlanmışlar. Bu girişimin 12 saatte sona ermesi büyük bir olay.

‘Şüpheye soktular’

Bunlar şüpheyi aklımıza soktu. Şimdi biri geliyor çok doğru dürüst ama şüphe ediyorsunuz. Bu çok fena şey. Personel yönetiminde bu kolay kolay atılacak bir durum değil. Asker ol, sivil ol. Bu virüs sokuldu. Etrafımıza bakarken hep acaba diyoruz. Hiç kimseye olabildiğince güvenmiyoruz.

Erdoğan: 15 Temmuz’a ‘tiyatro’ diyenlerin amacı FETÖ’cülere diyet borcunu ödemektir