Yüksel Taşkın: AK Parti düşmansız yapamayan bir kültürel popülizm inşa etti

Erdal Güven
Erdal Güven
Mesleğe 1991’de Cumhuriyet'te başladı. Yeni Yüzyıl ve Radikal’de çalıştı. Ocak 2013'ten bu yana Diken’in yayın yönetmeni.

 

burcu karakas kelleBURCU KARAKAŞ

brckarakas@gmail.com

Akadamisyen Yüksel Taşkın, Başbaka Ahmet Davutoğlu’nun toplumu istikrar öcüsüyle korkutmakta başarılı olduğunu, AKP’nin düşmansız yapamayan bir kültürel popülizm yarattığını belirtti.

Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr.Taşkın, seçim sonuçlarını Diken’e değerlendirdi.

Önümüzdeki maçlara bakacağız

YUKSEL TASKINFOT: FULYA ATALAY
Fotoğraf: Fulya Atalay

Seçim öncesi Taraf’ta kaleme aldığınız yazınızda, “Yorgun demokratlar, enseyi karartmayın” demiştiniz. Koalisyon beklentisi içindeydiniz. Şimdi ‘enseyi karartma’ noktasında neredesiniz?

Elbette bu sonuçlar moral bozucu. Pollyannacılık oynamaya gerek yok. Neden moral bozucu? Çünkü mevcut iktidar partisi, tek başına iktidarken, toplumun büyük bir kesimini endişelendiren, korkutan siyasetler izledi. Kutuplaştırmayı körükleyerek, kendi tabanını kemikleştirmeyi seçti. Üstelik sorunları olsa da iyi kötü işleyen parlamenter sistemdeki güçler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi kavram ve kurumları da tahrif etti.

Böyle bir durumda tüm toplumun yararına olan neydi? İktidarın güç ve yetki paylaşmak zorunda kalması ve mümkünse yeni bir anayasa yapmak zorunda kalması. Bu fırsat bu seçimlerde kaçırıldı. Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.

Ama bu demek değildir ki, siyaseti sadece seçimden seçime olan bir süreç olarak göreceğiz. Belki sivil toplumda ve kendi yaşam alanlarımızda nasıl güçleniriz, işte bu zor sorunun pratikteki yanıtlarını bulmaya çalışmak zorundayız.

Bu ülkede çok zorlu süreçlere rağmen muhalefet etmeyi bilen, hatta sadece kendisi için değil, başkaları için de hak ve özgürlük talebinde bulunan dirayetli bir kesim var. Ben onlara güveniyordum. Güvenmeye devam edeceğim.

1 Kasım’ı hangisi kazandı: Recep Tayyip Erdoğan mı, Ahmet Davutoğlu mu, AKP mi?

Bence Erdoğan bir önceki seçime göre kenarda durarak gerilimi tırmandırmadı. Bu işi Davutoğlu’na bıraktı! Ama Davutoğlu da toplumu istikrar öcüsüyle korkutmak konusuna oldukça hevesli çıktı. Bence başarı tam da bu nedenle Davutoğlu’na aittir.

Yandaş medyanın ‘Başarı Erdoğan’ındır’ başlıklarının nedeni ne?

Davutoğlu, ‘gaza gelip’ kendi iradesini netleştirmesin amacıyla atılan başlıklar. Seçimden sonra gerek Davutoğlu gerekse Ömer Çelik’in “Rövanş partisi olmayacağız” türünden, ortamı yumuşatan açıklamalarına en çok kimin kızdığı birkaç gün önce belli oldu. Erdoğan’ın öfkeli muhtarlara hitaben yaptığı konuşmada, satır aralarında, Davutoğlu’na mesaj verdiğini düşünüyorum. “Fazla havalanma. Senin inisiyatifinde bir siyaset değişimine izin yok.”

AK Parti örgütü ise tabii ki net bir kazanandır. Bugün az çok abartılı olsa da 10 milyon üyeleri var. Yani, seçimde aldıkları 23 milyon oyun yüzde 40’ını kendi üyelerinden alıyorlar. Bu tüm seçmenlerin yüzde 20’ye yakınını partili yaptıkları anlamına geliyor. Bu, muazzam bir güç.

Ama bunlar nesnel rakamlar. Öznel düzeydeyse örgüt, 7 Haziran’da isteksiz ve tutuktu. Bu seçimde bunu aşmışlar. Özellikle son iki saatte henüz oy kullanmayanı bulan, ikna eden ve oy verdirebilen parti, her zaman avantajlıdır. AK Parti örgütü bunu bu defa yine becerdi.

HDP Demirtaş’ı yedirmezse eski gücüne döner

AKP’nin en ciddi başarısının, endişeli MHP’liler ile HDP’lilerin bir kısmını aynı anda kendisine çekebilmesine bağlıyorsunuz. Bu endişeli seçmenlerin AKP’de buluşmasındaki ortak payda için ‘korku siyaseti’ diyebilir miyiz?

Bu tutarsızlığı başarabilmenin çok ciddi bir güç olduğu açık. Ama önceki gün izlediğim bir seçim analizinde, Kürt illerinde seçime katılımın diğer bölgelere göre daha düşük seyrettiğini öğrendim. HDP’den AK Parti’ye oy kayışının çok dikkate değer olmadığına ikna oldum. Var ama çok önemli bir kayış değil. Daha çok HDP’ye oy vermemeyi tercih edenler var.

HDP, çatışmasızlık koşulları oluşur ve Demirtaş’ı da yedirmezse, eski gücüne geri döner. Onu aşacak potansiyeli de halen var. Düşünün, kampanya yapmadan bu oyu alıyorsunuz.

MHP’lilere gelince, hem korku, hem de kuvvetliden yana olma arzusu beraberce rol oynadı. Ama bunun da getirisi 1,6 milyonu aşmadı diyen analizler var. Geri kalanlar, AK Parti’ye pek çok meselede onay vermeyen ama istikrar için gidip oy veren; daha önce sandığa gitmeyen veya diğer küçük partilere oy verenler.

Bir yazınızda, ‘Milyonlarca insan seçimden tek parti iktidarı çıkarsa kendi hayat tarzlarının, özgürlüklerinin zarar göreceğine inanıyor. Davutoğlu bu konuda tam bir hayal kırıklığı. Ne olurdu insanların korkularına merhem olsanız? Ne kaybederdiniz’ diye soruyonsunuz. Önümüzdeki dört yıllık süreçte, AKP iktidarının korkulara merhem olmak kaygısıyla bu yönde çaba göstereceğine inanıyor musunuz?

Bu yönde bir irade oluşması, Davutoğlu’nun Erdoğan’dan ayrı bir liderlik tarzı inşa etme riskini alıp almamasıyla yakından ilişkili. Eğer böyle bir riske girerse, partide kendisine destek verecek, kutuplaşma siyasetinin geriletilmesine sıcak bakacak bir zemin oluşturabilir. Ne var ki bugüne kadar izlediği çizgi, Davutoğlu’nun Erdoğan’la çatışmayı göze alabilecek bir lider olduğuna dair bir kanaat uyandırmadı.

Bence Türkiye içeride bir yumuşamaya giderse, bu Batı’yla ilişkileri tamir etme arzusu, ekonomide istikrar ihtiyacı gibi nedenlerle olur. Kilit de Kürt meselesinde çatışmasızlık haline dönüştür. Eğer bu olmazsa gergin hava devam eder.

Yani, AK Parti’lilerden farklı bir duruş beklemek hakkımız olsa da ihtimal zayıf. Bu durumda demokratik güçlerin ne kadar yan yana gelebilecekleri, ne kadar yaratıcı olabilecekleri önem kazanıyor. Artık devlet etrafında ayak basacak yeri yok muhalefetin. Sivil toplumda var olmayı öğrenmek zorunda. Bu da en iyi mecbur kalınca öğreniliyor.

Yüzde 60’a hitap etmeyi öğrenmek lazım

Seçimden önce her kesimde bir korku olduğunu, kendinizin de korktuğunu, saygı görmek ve meşru sayılmak için seçimlere asılmak gerektiğini ifade etmiştiniz. “‘Kazanan hepsini alır’ bencilliğini siyaset sanıyoruz” şeklinde bir ifadeniz vardı. Şu anda bencilliğin iktidarıyla mı karşı karşıyayız?

Bizde sadece seçimli demokrasi var. Demokrasi, en genel anlamıyla, muhalefetin rahatlıkla örgütlenebildiği yönetim şeklidir. AK Parti ise düşmansız yapamayan bir kültürel popülizm inşa etti. Bunun karşısında durabilmek için, tam tersi bir kültürel pozisyondan konuşmayı terk etmek lazım. AK Parti’nin etki alanındaki yüzde 60’a hitap etmeyi öğrenmek lazım. Bu zor ama o yüzde 60 yekpare değil.

Umut verici bir örnek Kürt hareketidir. Türkiye’nin ‘en geri, en feodal, en muhafazakar’ olduğu iddia edilen Kürt illerinde, muhafazakarların bazılarından ve çocuklarından oy alabilir hale gelmeleri, oradaki değer sistemini ciddi ölçüde dönüştürmeleri ne anlama geliyor? Muhafazakarlığın da dönüştürülebileceğini gösteriyor. Bunun için demokratların ve özellikle solcuların seçkinci dilden sıyrılmaları lazım.

Bir de özellikle solun milliyetçilikle flörtü hiçbir zaman sola yaramıyor. Sol, bindiği dalı kesmek anlamına gelen milliyetçi/ulusalcı tavırları terk etmeli. Bunun için gençlere yoğunlaşmalıyız. Bu ülkenin solunun normalleşmesi, milliyetçiliğin tortularını aşmasıyla mümkün.

Nazan Üstündağ: HDP ‘Kristal Gece’yi yaşadı, oyunun düşmesi normal

Kemal Can: Sağ seçmen ‘Kirli temiz ayırmam, gücün yanında olurum’ dedi