LEVENT GÜLTEKİN
acikcenk@gmail.com / @acikcenk
Evet… Dindarların, İslamcıların iktidarında Türkiye ağır yara aldı.
Değerler, kurumlar, sistem ve iç barış ciddi anlamda tahrip edildi. Akıl almaz bir şekilde din istismarı yapıldı. Bundan hem ülke büyük zarar gördü hem de din.
Tüm bunlar muhaliflerin her yapıp ettiğini, her söylediğini haklı kılmaz. Bugün yaşanan siyasi ve toplumsal sorunlar tam da siz muhaliflerin geçmişteki tutumunuzla doğrudan ilgili.
Nasıl mı? Anlatayım.
‘Öteki’yle kavga ederek var olabilen bir topluluk oluştu
Türkiye’de bütün iktidarlar varlığını ‘öteki‘yle kavga ederek sürdürdü. Hiçbir iktidar döneminde Türkiye bir ‘bütün‘ olarak görülmedi.
Uzun yıllar iktidarda sağ siyasetçiler vardı. Fakat bürokraside ve daha birçok alanda cumhuriyet terbiyesi almış kimseler etkindi.
İşte bu kimseler halkla bağ kuramadılar, halkın dertlerini, değerlerini anlayamadılar.
Dindarlığı laikliğin zıddı olarak görüp, dış görünüşüyle dindarlıklarını belli eden insanları tehdit olarak algıladılar.
Din ve dindarlıkla mesafeyi ayarlayamadılar. Eleştirilerin, “din düşmanlığı” gibi görünmesinden de gösterilmesinden de endişe duymadılar, rahatsız olmadılar.
Dışlayarak, baskı uygulayarak “bu sorunu” çözeceklerini sandılar.
“Bunlar öyle bir tehlike ki, iktidara gelirlerse memleketi karanlığa gömerler” diyerek uyguladıkları baskıyı haklı göstermeye çalıştılar.
Ve tüm bu baskı ve dışlamanın sonunda “ayarı bozulmuş”, ‘öteki‘yle kavga ederek var olabilen bir topluluk oluştu.
Sadece bu değil.
Sonunda ortaya herkesin başını önüne eğdirecek bir ülke çıktı
Bir de kapitalizme ve sisteme muhalif olan ama ülkedeki kültürel iktidarı elinde tutan solcu kesim vardı.
Kültür hayatı onlardan sorulurdu. Kültürde, sanatta, medyada onların sözü geçerdi. Onlar da cumhuriyet terbiyesi almış bürokratlar gibi hem dindarlara hem de dindarlığa uzaktılar.
Dindar halkla konuşmak, onları anlamak gibi bir çabaları hiç olmadı. Dini ‘gericiliğin kaynağı‘ olarak görüyorlardı.
Kültürel alanda çoğulculuğun gelişmesi için zerre kadar çaba göstermediler. İslamcılar arasındaki kıymetli sanatçılara dönüp bakmadılar bile.
İslamcıların yazdığı ne bir hikâye, ne bir roman, ne bir şiir bu alandaki söz sahibi solcuların dikkatini çekmedi.
Aynen siyasi alanda olduğu gibi burada da ötekileştirmenin, dışlamanın sonunda ruh sağlığı bozulmuş bir topluluk oluştu. Esasında bu tarafgirlik ve ideolojik fanatizm ülkemizi kültürel alanda başka bir çöküşe götürdü.
İyi işler çıkmadı. İyi sinema filmleri yapılamadı. Edebiyatta kayda değer bir mesafe kat edilemedi. Birkaç istisna haricinde iyi diziler dahi yapılamadı.
Medya onların elinde bütünleştirici fonksiyonunu yitirmişti. Çünkü demokrat olamadılar. Çoğulcu olamadılar. Toplumun tümüne hitap edemediler.
Sonunda ortaya herkesin başını önüne eğdirecek bir ülke çıktı.
Fakat AK Parti bu çizgide fazla gidemedi
İşte tüm bu travma yaratan geçmişin ardından AK Parti iktidar oldu.
İlk dönemde geçmiş düşmanlıkları unutturacak, aradaki duvarları yıkacak önemli işler yaptı. İlk yıllarda ‘demokrasi‘, ‘özgürlük‘ ve ‘eşitlik‘ diyor ve buna uygun politikalar uyguluyordu.
Bunun için kimi liberal ve solcu aydınlardan büyük destek aldı. Türkiye’de ‘demokrasi, özgürlük, iç barış‘ vaadinde bulunana verilen kıymetli bir destekti bu. Dindarlara geçilen bir iltimas değildi.
Bu nedenle şimdi kalkıp “Keşke destek vermeseydik” demek ne demokratlığa ne de mertliğe sığar.
Fakat AK Parti bu çizgide fazla gidemedi. Bünyesinde, geçmişte dışlanmışlığın ve aşağılanmanın neden olduğu travma vardı.
Çünkü İslamcılar muhalifken varlıklarını hep ‘düşmanla‘ kavga ederek sürdürdüler. ‘Düşmanla mücadele‘ onların kişiliği ve hayat tarzı olmuştu.
İşte bu travmanın neden olduğu hastalıklı bir ruh var ülke yönetiminde. Yani AK Parti iyi olan bir ülkeyi daha kötü yapmadı. Demokrasi, iç barış, medya, siyaset, bilim, sanat… her alanda diplerdeydik. AK Parti; değerlerinden, kimliğinden, inancından koparak hem kendini hem de ülkeyi daha da dibe çekti.
Ders çıkarılmış olsa bir grup İslamcı, milyonlarca dindarın dini duygusunu rehin alabilir miydi?
Fakat bugün yaşananların asıl kaynağını görmemiz gerek. Yaşadıklarımızdan ders çıkarmamız gerek. Yoksa içine girdiğimiz bu kısır döngüden çıkamayız.
Diyeceğim o ki: Laik kesim başörtüsünü yasaklamamış olsaydı bugün bunları yaşar mıydık?
Cumhuriyet terbiyesi almış bürokrasi; dinle, dindarlıkla ilişkisini ayarlayabilseydi böyle olur muydu?
Bir grup İslamcı, milyonlarca dindarın dini duygusunu rehin alabilir miydi?
Kültürel alanda geçmişte bu kadar ideolojik katılık olmasaydı İslamcı aydınlar bugün bu kadar felaket durumda olur muydu?
Eski düşmanlıklarımızı sürdürerek barış ortamına varamayız
Geçmişteki söz ve eylemlerinizden ders çıkarmazsanız…
Demokrasiyi, yaşam tarzı özgürlüğünü ve eşitliği herkes için talep etmezseniz…
Dindarlara verilen hakların demokratik hak olduğunu kabul etmezseniz…
İdeolojik fanatizmden kurtulup çoğulculuğu teşvik etmezseniz…
Dindarlığı bu ülkede laikliğin karşıtı gibi görüp o damarın büyümesine destek olmaya devam ederseniz…
Hatta dindarları, vitrinde gördüğünüz birkaç siyasetçi, yazar, aydından ibaret sanmaya devam ederseniz…
Hem kendinize, hem ülkeye büyük kötülük yapmış olursunuz. Eski düşmanlıklarımızı sürdürerek barış ortamına varamayız.
Umarım bunun farkına varıp söz ve eylemlerinize çeki düzen verirsiniz.