AYŞE DENİZ YURDAKUL
@denizyurdakul
Sinema tarihinin en meşhur ‘toksik anne oğul’ ilişkisi büyük ihtimalle Alfred Hitchcock’un yönetmenliğini yaptığı ve 1960 yılında gösterime giren Sapık filminde Anthony Perkins tarafından canlandırılan Norman Bates karakteri ile annesi Norma’nın ilişkisidir.
Babası öldükten sonra oğlunu tüm dünyadan izole edip ona kendisi dışında bütün kadınların kötü olduğunu öğreten Norma, bir erkekle tanışıp birlikte küçük bir motel açıp evlenmeye karar verince, annesine hastalıklı bir şekilde bağlanmış olan Norman her ikisini de öldürür. Cinayetine intihar süsü veren Norman, annesini öldürmüş olduğu gerçeği ile başa çıkamayınca kişiliği ikiye bölünür ve hem Norman hem de annesi Norma karakterlerine bürünüp Bates Motel’de seri cinayetler işlemeye başlar.
Mafya anası

İki hafta önce Show Tv’de gösterime giren; kadrosunda Kıvanç Tatlıtuğ, Serenay Sarıkaya, Nejat İşler ve Nur Sürer gibi başarılı oyuncular bulunduran ‘Aile‘ dizisi de, Sapık filmindeki kadar uç bir örnek olmasa da, toksik bir anne-oğul ilişkisini işliyor. İlk iki bölümü ile oldukça iyi reyting yakalayan dizi ilk önce bir Sopranos uyarlaması olacak diye lanse edilmişti fakat Ay Yapım, Sopranos’un hak sahibi HBO ile anlaşamayınca senarist Hakan Bonomo’nun kalemiyle dizi başka bir yöne evrilmiş. Bu hali ile Aile’nin Sopranolar ile olan tek ilgisi Soykan ailesinin de mafya oluşu.
Özetle: İntihar eden baba (her açıdan baba hem ailenin babası hem de mafya babası) Yusuf Soykan öldükten sonra yerine ‘görüntüde‘ küçük oğlu Aslan Soykan (Kıvanç Tatlıtuğ) geçmiştir fakat ipler belli ki Yusuf Soykan’ın karısı Hülya Soykan’ın (Nur Sürer) elindedir. İki kızı iki oğlu olan Hülya Soykan hırslı, acımasız ve manipülatif bir kontrol delisidir. Bütün çocukları ile son derece sağlıksız ilişkileri olan annenin asıl takıntısı ise küçük oğlu Aslan’dır.
Hülya Soykan, belli ki eşinden göremediği ilgi ve sevgiyi oğlundan talep eden annelerden biridir. Sapık filminin annesi Norma gibi, oğlunun hayatına giren bütün kadınları bir şekilde elimine etmeye çalışmakta, hatta oğlunu rahatsız eden eski sevgiliyi öldürtmeyi deneyecek kadar ileri gitmektedir. Toksik anneliği ile büyük oğlu Cihan’ı (Nejat İşler) adeta iğdiş etmiştir. Babası intihar ederken yanında olduğu ve intiharına engel olamadığı için annesi tarafından reddedilen Cihan, tüyleri yolunmuş Stalin’in tavuğu gibi annesinden ilgi dilenmekte, annenin bütün ilgisine mazhar olan kardeşi Aslan’ı ise deli gibi kıskanmaktadır.
Sevgi kırıntıları

Toksik annelerde sık sık gözlenen bir durum çocuklarının en savunmasız oldukları en küçük yaşlarında onların özgüvenlerini kırıp, çocuklarını ‘kendileri olmadan onların bir hiç olduğuna’ inandırmalarıdır. Ayrıca anne, çocuklarının en çok ihtiyaç duyduğu zamanda sevgisini ve şefkatini onlardan esirgeyerek; esasen koşulsuz şartsız vermesi gereken şeyleri (sevgi/şefkat/ilgi) bir ödül-ceza mekanizması haline getirir. Anne şefkatine muhtaç çocuk anneden bir küçük ilgi ve sevgi kırıntısı alabilmek için her şeyi yapabilecek hale gelir.
Korkunçlar korkuncu anne Hülya Soykan da sadece oğullarının değil iki kızının da hayatını cehenneme çevirmiş. Büyük kızı Leyla (Canan Ergüder) nefret ettiği bir adamla evli ve belli ki mutsuzluktan psikolojik sorunlar geliştirmiş. En küçük çocuğu Ceylan (İpek Çiçek) annesi tarafından sürekli duygusal tacize maruz kalıyor. Dekolte bir bluz giyen kızına “zaten küçücük göğüslerin var” diyen anne belli ki kızına sürekli çirkin olduğunu empoze etmiş, Ceylan da o yüzden sürekli güzel olduğuna dair onay peşinde koşuyor.

Anne tam bir psikopat ama Aslan Soykan, Sapık filmindeki Norman Bates gibi zavallı bir kurban değil. Aslan olan bitenin son derece farkında ve hem anne boyunduruğundan hem de babasından kalan kirli işlerden kurtulma çabasında. Tam da bu çaba içindeyken güzel psikolog Devin Aydın (Serenay Sarıkaya) ile tanışıyor ve genç kadına âşık oluyor. Devin, kendisi de Aslan ile aynı yerden, ‘ailesinden‘ yaralı olduğu için Aslan’ı çok iyi anlıyor ve onunla tanışır tanışmaz oğlunu çalacağını anlayıp kendisine karşı dikenlerini çıkartan anne Hülya Soykan’dan da en ufak korkmayıp kadına meydan okuyor.
Türk usulü Sopranos izleyeceğiz diye çıktığımız yolda belli ki kanlı bir kaynana-gelin savaşı izleyeceğiz. Bakalım savaşı Aslan’ı hem anne boyunduruğundan hem de mafya işlerinden kurtarmaya çalışan Devin mi yoksa manipülasyon kraliçesi anne Hülya Soykan mı kazanacak?
Açıkçası ben yerli Sopranos izlemek yerine toksik ve karmaşık bir anne oğul ilişkisinin arasına sıkışmış bu aşk hikayesini izlemeyi tercih ediyorum. İyi ki bu dönüşüm olmuş.