“Ah Vera… Vah Piraye…” diye parçalanan lügatler nedeniyle soğudum.
Önüne gelenin, bir Genco Erkal edası takınarak… “Yani sen elmayı seviyorsun diye / Elmanın da seni sevmesi şart mı” dizelerini ses indirip ses çıkartarak okuması nedeniyle soğudum.
İstanbul’dan azıcık uzaklaşanın, “Yedi tepeli şehrimde bıraktım gonca gülümü” falan diyerek kendini yapmacık efkârlara vurması nedeniyle soğudum.
Şiirde azıcık varlık gösterenin, anında “İşte ikinci Nâzım Hikmet” diye goygoylanması nedeniyle soğudum.
Motorları maviliklere süreceğimize ve güneşli güzel günlerin geleceğine bizi inandırması nedeniyle soğudum.
“Toplumsal uzlaşı” dendiğinde… Akla ilk gelenin Necip Fazıl’la Nâzım Hikmet’i yan yana getirmek olması nedeniyle soğudum.
– Eğlencenin tuhaf bir yerinde… “Karlı kayın ormanında / Yürüyorum geceleyin” diye şarkı söylemenin, esaslı bir politik tutum sanılması nedeniyle soğudum.