12 Eylül’ün maalesef temel bir karakteristiği okuma yazma düşmanlığı idi, aydınlanma düşmanlığı idi. Bağımsızlığı, hukuku, halkın hak ve özgürlüklerini savunanlara düşmanlık yapmak idi. Bugünkü mirası nedir, kimdedir acaba?
Genel olarak yetişme/eğitim, örgün anlamda okul; ne kadar yıpratılırsa yıpratılsın sonuçta insanların kaderini belirleyen temel bir etmen.
“Okudu da n’oldu.” Hem söz yalan hem de niyet kötü.
Halka büyük bir kötülük, hem eğitimi değersizleştirmek için okuyan işsiz kalıyor yalanını söyleme hem de kendi eğitim düşmanlığını, eğitimde yapmadıklarını farklı bir dille kapatmaya çalışma, “aslında iyi eğitim veriyoruz da okul bir işe yaramıyor” kandırmacası.
Ana sorumuz, EĞİTİM ile İŞ GÜCÜNE KATILIM arasındaki ilişki. Eğitim düzeyi ne kadar artarsa iş gücüne ve istihdama katılım o kadar artıyor. YÜKSEKÖĞRETİM MEZUNLARININ iş gücüne katılımı yüzde 75.2 ve bizzat istihdamı yüzde 69.3.
Bu oran eğitim seviyesi düştükçe düşüyor. Okuryazar olmayanların iş gücüne katılımı yüzde 14.2’ye, bizzat çalışıyor olması yüzde 13.5’e iniyor.
Keşke herkes yükseköğretime gidebilse. Geçen hafta yazdım, 17 yaş çağ nüfusunun yüzde 40’ı YKS sınavına bile girmemiş.
Yükseköğretime gidenlerin de çok büyük bir kısmı üniversitede değil zaten, 6.7 milyon öğrenciden 3 milyonu açık öğretim programlarında.