Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Konseyi’nin, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin hidrokarbon arama faaliyetleriyle ilgili aldığı yaptırım kararına karşılık Dışişleri Bakanlığı ‘faaliyetlerin hiçbir şekilde etkilenmeyeceği’ni duyurdu.

AB, Türkiye’ye, Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz ve petrol arama faaliyetleri dolayısıyla dört başlıkta toplanan şu yaptırımları uygulayacağını açıklamıştı:
- Türkiye’nin AB’den 2020’de alması öngörülen katılım öncesi mali yardımlarda kesintiye gidilecek, bu kapsamda AB tarafından Türkiye’ye üyelik öncesi aktarılan destek fonlarında 146 milyon avro kesinti yapılacak,
- Ortaklık konseyi gibi ekonomik ve ticari ilişkilere ilişkin kurumsal ve üst düzey siyasi diyalog askıya alınacak,
- Havacılık Anlaşması müzakereleri askıya alınacak,
- Avrupa Yatırım Bankası’ndan Türkiye’ye verilecek kredi desteği gözden geçirilecek.
‘AB Kıbrıs konusunda önyargılı’
AB’nin ‘Kıbrıs adasının doğal kaynakları üzerinde eşit haklara sahip olan’ Kıbrıs Türklerinden bahsetmediğini vurgulayan bakanlık şöyle devam etti: “Kıbrıs Türkleri yokmuş gibi hareket edilmesi, AB’nin Kıbrıs konusunda ne kadar önyargılı ve taraflı olduğunu göstermektedir. Bu kararlar Rum/Yunan ikilisinin AB üyeliklerini kendi maksimalist pozisyonları doğrultusunda nasıl suistimal ettiklerinin ve diğer AB ülkelerinin de buna nasıl alet olduklarının en son örneğidir.Geçmişte de defaten vurguladığımız üzere, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetlerimizin, kendi kıta sahanlığımızdaki haklarımızın korunması ve Ada’nın ortak sahibi olan Kıbrıs Türklerinin Ada’nın hidrokarbon kaynakları üzerindeki eşit haklarının korunması olmak üzere iki boyutu vardır.”
‘Sözde Kıbrıs Cumhuriyeti bizim için gerçek bir devlet değildir’
Açıklamada soruna ilişkin ‘iki boyut’ şöyle açıklandı:
“İlk boyutta, Türkiye’nin Kıbrıs meselesi çözülmeden GKRY ile deniz yetki alanlarını sınırlandırmak için görüşmelere başlaması söz konusu değildir. Zira sözde Kıbrıs Cumhuriyeti, 1963 yılından beri Kıbrıs Türklerini temsil etmediği için, bizim ve Kıbrıs Türklerinin gözünde gerçek bir devlet değildir. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların siyasi eşitliği üzerine kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti 1963 yılında sona ermiştir. Kıbrıs meselesinin bugüne kadar çözümsüz kalmasının sebebi de Kıbrıslı Rumların 1963 yılından bu yana Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliğini kabul etmemesidir. Kıbrıs Rum Yönetimi’nin muhatabı Türkiye değil, KKTC’dir. AB’nin bu gerçekleri kabul etmeden, Kıbrıs Türklerini azınlık olarak değil, Kıbrıs Adası’nın ortak sahibi olarak görmeden, Kıbrıs meselesini anlaması ve yapıcı bir katkıda bulunması mümkün değildir.”
“İkinci boyutta bir çözüm bulunması ise ancak Kıbrıs Türklerinin haklarının garanti altına alınması ile mümkün olabilir. Bu bağlamda, Kıbrıs Türklerinin, 13 Temmuz 2019 tarihinde yaptığı ve ülkemizin de tam destek verdiği kapsamlı işbirliği önerisi çözüm için önemli bir fırsat teşkil etmektedir.”
Bakanlık, AB’yi iki tarafı ‘bir araya gelmeye teşvik etmek yerine Türkiye aleyhinde karar almak‘la eleştirerek bunun ‘gerçeklikten kopuk’ bir hareket tarzı olduğunu savundu.