En başta İsrail: “Müslümanların en aziz bayramıdır, bari mâsum sivilleri katletmeye birkaç gün ara verelim” demediler; bilakis bayramın ilk günü Şati mülteci kampındaki çocuk parkına düzenlenen saldırıda sekiz çocuğu öldürdüler ve Gazze’deki en büyük sağlık tesisi durumundaki Şifa hastanesi kliniklerini bombaladılar. İlk gün 47, ikinci gün 32 Filistinli öldürdüler.
IŞİD diye tesmiye olunan cinayet ve haydutluk çetesinin yaptıklarına ne diyeceğiz? Binlerce Müslüman katlettiler ve iki aydan beri Musul’daki diplomatlarımızı rehin tutuyorlar; yaptıklarının ne fıkıhta, ne de laik menşeli diye burun kıvırdığımız batı hukukunda yeri yok. Musul’daki Başkonsolosluğumuzu karargâh yapmışlar ama yorum yapmamız, hükümetin aldırdığı mahkeme kararıyla yasaklanmış durumda.
Haydi İsrail’e, IŞİD’e sözümüz geçmiyor; peki biz birbirimize karşı nasıl davranıyoruz? Burada da durum pek parlak değil. Kadir Gecesi’nin ilk saatlerinde başlayan ‘Paralel çeteyi bitirme’ operasyonu, gözaltındaki polislerin karşısında alenen oruç yemekten başlayıp, gözaltı süresini takmamaya kadar giden ve usul hukukunu yok sayan bir gözükaralığa kadar uzanmış durumda. 2,5 gazete hariç bilumum başvekalet medyası, mübarek gün demeden manşetlerinden kin akıtıp dururken öte yandan “Özeleştiri yapıp kurtulun ulan” havasında ‘iyi polis-kötü polis’ pozu kesmekte. Bu yazının icmâli şudur: Zulüm tek millet; benzemezleri bile ‘per’ yapıyor!