ERAY ÖZER
erayozer@gmail.com
Bu yazıyı yazmaya aslında Erdal Güven’in Ahmet Davutoğlu hakkında yazdıklarını okuyunca karar verdim. Fakat öyle bir yazının üstüne çok benzer ikinci bir yazıyı, başka bir siyasi kişilik üzerinden kaleme almak saçma olacaktı. Belki hala saçma, bilmiyorum. Lakin aşağıda bahsedeceğim o haberi görünce kendimi tutamadım.
Nabi Avcı benim hocamdı. Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler yüksek lisans programında seçmeli bir dersini almıştım. Dersin adını hatırlamıyorum. Fakat ders notları yakın bir zamanda evde bir köşeden çıkıverdi. Notlara göz gezdirince aslında bahsedilenlerin önemli bir kısmını hala net bir şekilde bildiğimi, hafızamda tuttuğumu fark ettim.
İlginç bir adamdı

Nabi Hoca ilginç bir adamdı. Kış aylarında sınıfa bozayla gelir, hepimize ikram eder, dersi boza eşliğinde anlatırdı. Dolmakalemlere tutkundu. Hem hediye etmeye, hem de almaya bayılırdı.
Hediye demişken… Sınıfta şimdi ismini anımsayamadığım bir arkadaşın derse geç kaldıktan sonra Nabi Hoca’ya bir mandalina uzatıp, hoca tam uzanıp alacakken, “Sizin için çaldım hocam” demesini unutamam. Hoca, sanırım haram olduğundan mandalinayı almak istememiş, fakat öğrencisinin herhalde bir tezgahtan aşırdığı ve gayet sevimli bir ifadeyle kendisine hediye ettiği bir tanecik mandalinayı da reddedememiş, çocuktan mandalinayı masaya bırakmasını istemişti.
Minerva’dan Pinochet’ye
Ders notlarına göz gezdiriyorum. ‘Minerva’nın baykuşu alacakaranlıkta öter’ yazıyor. 2 Ekim 2004’te Radikal Gazetesi’ne yazdığım bir spor yazısının içerisine yerleştirmişim bu cümleyi. Unutmamışım.
Aynı sayfada tek başına Ortega y Gasset yazıyor. Kütlelerin İsyanı. Belli ki, ‘Okuyun’ demiş.
Ve pek tabii ki Vladimir Propp. Rus biçimcinin masal incelemeleri üzerine notlar aynı zamanda dönem sonu notumuzu da belirlemişti.
Sayfalara devam… Pinochet ile İhsan Doğramacı’nın aynı karede yer aldığı bir fotoğrafın notunu düşmüşüm. Belli ki Nabi Hoca’nın aklında kalan o kareden yola çıkıp Türkiye ve dünya jeopolitiğine girmişiz.
Haritalardaki iktidar ilişkisi
Zaten jeopolitiğe çok girerdik. Haritalara örneğin. ‘Kuzey niye kuzey, haritalarda niye yukarıda’ diye sormuştu bir gün. ‘Kuzeyi güneyi olmayan uzay boşluğunda yer alan dünyayı temsil eden haritalarda neden güney hep altta kalır çocuklar’ demişti.
O güne kadar haritalara hiç o gözle bakmayan bizler şaşırıp kalmıştık. Bir iktidar ilişkisini haritalar üzerinden okumak bize çekici gelmişti.
Ve o haber
Gelelim bu yazıya sebep olan o habere… Haber şöyle: İstanbul Esenler’de bulunan Akşemsettin İmam Hatip Lisesi’nde karma eğitim kaldırılarak erkek ve kız öğrencilerin ayrı saatlerde eğitim gördüğü uygulamaya geçildi. Eğitim döneminin başından itibaren erkek öğrenciler sabahçı, kız öğrenciler ise öğlenci olarak eğitim görüyor.
Nabi Hoca şimdi Milli Eğitim Bakanı. Daha o yıllarda bir derste kendisine devletten bir görev verildiğinde kaçmanın o kadar kolay olmadığını, taşın altına kendisinin de elini sokmak zorunda kalabileceğini anlattığını hatırlıyorum. Soktu da.
Önce başbakanlığının ilk yıllarında Tayyip Erdoğan’ın iletişim danışmanı oldu. Ardından milletvekili. Ve şimdi Milli Eğitim Bakanı.
Bir dönem endişeli laik diye tarif edilen kitleden değilim (Gerçi sağolsunlar, artık hepimiz biraz öyleyiz). Ama eski hocama gayet subjektif bir yorumla onun bakanlığı döneminde etrafımdaki hemen her lisenin imam hatip lisesine dönüştüğünü söyleyebilirim. Sadece gözlemle.
Ve şimdi de okullardaki çocukları kadın ve erkek diye ayırarak, kadın ve erkeğin bir bilgiyi aynı anda, aynı ortamda almasının sakıncalı olduğuna inanarak okullardaki karma eğitim sorgulanıyor öyle mi?
Yukarıdakilerin yanına artık siz de yerleştiniz

Öyle mi Nabi Hoca?
O haritalarda kuzey hep kuzeyde Nabi Hocam. Hep üstte. Sadece kuzeyin sahipleri değişiyor. Yukarıdakilerin yanına artık siz de yerleştiniz.
Biz güneyin çocukları sınıflarda değil belki ama hayatın bu tarafında kadın erkek demeden yan yana durmaya devam ediyoruz.
Eski öğrencinizden sevgiler…