Marmara’nın ölümü dün başlamadı.
Ölümün başlangıç tarihi eskilere dayanıyor.
Denizi İstanbul’da görenler, ona sevgiyle yaklaşmadı.
Zaten onların beslenme listesinde balık yer almıyordu.
Yüzmeyle de araları iyi değildi.
Onlar için deniz demek, lağımların aktığı, kirli suların pompalandığı, Haliç’in balçık çamurunun atıldığı, hafriyat artıklarının döküldüğü bir su birikintisiydi o kadar!
Hiç bir İstanbullu, hiç bir Marmaralı, Rize, İkizdereli köylü kadınların direnişinin binde birini gösteremedi.
Marmara da umudunu yitirdi, yoruldu ve son nefesini veriyor.
Bundan sonra akacak göz yaşları timsah gözyaşlarına benzeyecek