Türkiye’yi yönetenler Kürt sorununun varlığını, özellikle ulusal taleplerle kitlesel hareketliliğin yükseliş dönemlerinde kabullenip “Kürt realitesini kabul ediyoruz, bir çözüm bulacağız, yeter ki ülkemiz bölünmesin” anlamında sözler etmelerine ve Erdoğan döneminde yapıldığı tarzda “çözüm masaları” oluşturup şimdilerde “terörün siyasal temsilcileri” olarak zindan yolu gösterdikleri kimselerle pazarlığa oturmuşlardır. Buna rağmen ama, yüzyıllık bir devamlılık gösteren şekilde Kürt sorununa ilişkin devlet politikası, “Türk milletini oluşturan unsurlardan biri olan Kürtler”in ulusal taleplerinin olamayacağı ve kabul edilemeyeceği şeklinde taşlaşmıştır. Bu politikanın başlıca özelliklerinden biri de, nedenleri, kaynağı değil sonuçları öne çıkarmasıdır. “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır, onu da son terörist kalmayana dek savaşarak yok edeceğiz” denmesinin nedenidir bu. Ne ki bu çabanın kök tutması mümkünsüzdür. “Bataklığı kurutma” türü askeri politikalarla yüzbinlerce insanın yerinden edilmesi ve on binleri bulan yok etmelere rağmen mevcut halin devamına itirazlar devam edip bu itiraz milyonları kucaklayacak genişlemeye varıyorsa (“terörün siyasal uzantısı” diye hedefe konan HDP’nin 6 milyonu aşkın oy desteği anımsansın), gece-gündüz “bölücü terör”den söz edip onu yönetme politikalarında araçsallaştırmak, çözümsüzlük devam ediyor demektir.