HDP, haziran ayına kadar sürecek ‘Herkes için Adalet’ kampanyası başlattı.

Kampanyaya ilişkin hazırlanan deklarasyonu HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Ankara’da bir otelde düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı.
Türkiye’nin bugün en büyük ve öncelikli sorunun adaletsizlik olduğu aktarılan deklarasyonda, “Tarihte bugünkü gibi yalanın, gaddarlığın, riyakarlığın geçer akçe olduğu, adaletin, vicdanın ve ahlakın yok sayıldığı dönemler çok enderdir” ifadesine yer verildi.
‘Ekonomide adaletsizlik ve yolsuzluk’, ‘Siyasette adaletsizlik ve kayyım rejimi’, ‘Yargıda adaletsizlik ve hukuksuzluk’, ‘Tanınma adaletsizliği ve çözümsüzlük’, ‘Cezaevlerinde adaletsizlik’, ‘Gençler ve adaletsizlik’, ‘Toplumsal Cinsiyet Adaletsizliği’, ‘Sağlık ve Eğitimde Adaletsizlik’ ve ‘İklim Adaletsizliği ve Doğanın Tahribi’ konu başlıklarına sahip deklarasyondan önce çıkan satır başları şöyle:
*Türkiye’de uzun süredir yaşanan ekonomik, sosyal ve siyasal kriz, bir adaletsizlik ve eşitsizlik rejimi olan cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile yaşamın tüm alanlarına sirayet etmektedir. AKP-MHP iktidarı tarafından ekonomi, yargı, sağlık, eğitim, siyaset ve kültür alanlarında yaratılan çürümüşlük, çözümsüzlük ve tıkanmışlık topluma katlanılması zor bir yaşam olarak yansımaktadır.
*Bir toplum ancak adaletle var olabilir. Adalet yoksa toplum çözülmeyle, ülke çöküşle karşı karşıya kalır. Toplumsal ve siyasal yaşamdan adaleti çıkardığınızda, geriye bugün olduğu gibi yalan, talan ve zulüm düzeni kalır. Türkiye’nin bugün en büyük ve öncelikli sorunu adaletsizliktir. Tarihte bugünkü gibi yalanın, gaddarlığın, riyakarlığın geçer akçe olduğu; adaletin, vicdanın ve ahlakın yok sayıldığı dönemler çok enderdir.
*Covid-19 salgını da toplumsal adaletsizliği iyice büyütmektedir. Emekliler ev hapsine mahkum edilirken, milyonlarca işçi işinden olurken, yüzbinlerce esnaf iflas ederken, işlerini koruyabilenler evden, uzaktan, kuralsız ve insanlık dışı ücretlerle çalışmaya zorlanırken, kamu kaynakları Saray’ın gözdesi beş sermaye grubuna akmaktadır.
*AKP-MHP iktidarı keyfi ve adaletsiz rejimini sürdürebilmek için siyasal alanı tamamen lağvetmek hevesindedir. Bunun en tipik örneği kayyım rejimidir. Siyasi hırsızlık ve soygun düzeni olan kayyım rejimi, bu iktidarın seçimsiz, halksız ve haksız bir darbe düzenine geçiş özleminin aynasıdır.
*Hukuku adeta bir tasfiye ve tedip mekanizmasına dönüştüren bağımlı ve taraflı yargı düzeni, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) başta olmak üzere evrensel hukuk değerlerini hiçe saymakta, Ortaçağ engizisyon mahkemelerine rahmet okutmaktadır.
*Kürt halkının en doğal ve insani hakkı olan kültür, kimlik, anadilinde eğitim ve kendini özgürce ifade etme hakları gasp edilmekte, bunların talep edilmesi bile ceza konusu yapılmaktadır. Hukuk ve kanun dışı oluşturulan kayyım rejimiyle Kürtlerin seçme ve seçilme hakkı gasp edilmekte, yerel demokrasi, yerelden ve yerinden yönetim imkanları ve hakkı yok edilmektedir. Tek adam yönetimi, Kürt sorununda çözümsüzlüğü esas alarak, Türkiye halklarının huzuru, refahı ve geleceğiyle tehlikeli bir şekilde oynamaktadır. Çözümsüz bırakılan Kürt sorunu demokrasi ve adalet krizini her alanda derinleştirmektedir. Krizleri çoğaltıp, bunun üzerinden güvenlikçi politikalarla ülkeyi yönetmeye çalışan bu anlayış, demokratik çözümün önünde en büyük engel olarak durmaktadır.
*Hapishane ve gözaltı merkezlerinde uygulanan çıplak arama işkencesi normalleştirilmektedir. Hukuksuzluk ve adaletsizlik o denli fütursuzlaşmıştır ki, verilen cezaların infazının bitmesine rağmen, insanlar keyfi bir şekilde tahliye edilmemekte, hapishane yönetimlerinin keyfine göre ve hiçbir izahat yapılmadan cezaevlerinde tutulmaktadır.
*İktidar ittifakının zihniyet kodları nedeniyle adaletsizliğe en fazla maruz kalan kesimlerin başında kuşkusuz kadınlar gelmektedir. Kadına yönelik şiddet, taciz ve cinayetler ve bu uygulamaların faillerinin korunmasının yarattığı adaletsizliklerin yoğunluğundan dolayı, kadınların maruz kaldığı diğer adaletsizlikler gündem bile olamamaktadır. En temel hak olan can güvenliğinin tehlikede olmasından kaynaklı; ekonomik, siyasi ve kültürel eşitsizlik ve adaletsizlikler adeta sıradanlaşmaktadır.
*İktidar öncelikle tarıma elverişli toprakları, ormanları, kırsal alanları, su kaynaklarını ve sulak bölgeleri çoraklaştıran yatırımlara, ÇED raporlarının gözardı edildiği maden sahaları uygulamalarına, büyük ölçekli yapı ve yol inşaatlarına, İstanbul Kanalı gibi rant projelerine yönelerek ve Paris İklim Sözleşmesi’ni imzalamaktan kaçınarak, hem küresel hem yerel ölçekte iklim adaletsizliğini, toprak ve su adaletsizliğini derinleştirmektedir.