Burada Amerikan toplumu açısından düşündürücü bir nokta daha var. Trump, sıkça dürtüleriyle hareket eden, tutarlılık gibi bir çabası olmayan, sıkça yalan söylemekle suçlanan, bu yönü somut olgularla sıkça ve kolaylıkla kanıtlanabilen bir siyasetçi. Ama öyle anlaşılıyor ki, böyle bir sicile sahip olması destekçileri nezdinde sorun olarak görülen bir başlık oluşturmuyor. Aynı gözlem Trump’ın nezaketiyle temayüz etmeyen genel üslubu bakımından da öne sürülebilir.
Ve belli siyasi ve kültürel semboller, kavramlar üzerinden oluşturduğu kutuplaştırıcı popülist siyasetinin kendi tabanını birlikte tutan kuvvetli bir tutkal işlevi gördüğü anlaşılıyor. Bu yönüyle Trump’ın şahsında temsil ettiği bütün tartışmalı değerlerle tanımladığı rol modelinin sandıklarda seçmen kitlesinin neredeyse yarısından aldığı onay Amerika’nın sosyolojik bir gerçeğidir.