İktidarı ne olursa olsun destekleyen geniş bir kesimin kaderciliğinin gerisinde bir inanç sistemi olarak dinin kötüye kullanılması görülüyor. Dini kalıplar etrafındaki düşünme biçiminin, yoksulluktan, dışlanma ve işsizliğe, yaşanan olumsuzlukları inanç sistemi içinde doğallaştırdığını öne sürülüyor. Açıklama, yoksul kitlelerinin durumunu Stockholm Sendromuna kadar vardırıyor. (…)
Kadercilik, insanlar kendilerini ritüellerle tanımlanmış belli ilişki ağlarının dışında düşünemediği ve davranamadığı noktada başlıyor. İktidar tabanında kopuş bekleyenlere söyleyeceğim şudur; bu ilişkilerin dışında bir dünya yaratılamadığında ya kopuş olmuyor, ya da kopuş için iktidarın iyi kopyalarına bel bağlamak gerekiyor!