AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Lüksemburglu Başkanı Dean Spielmann’ın geçen hafta Strasbourg’da düzenlediği basın toplantısında ‘memnuniyetle’ anlattığı gelişmelerden biri, Türkiye gibi sayıca ‘yüksek dava’ siciline sahip bazı ülkelerin dosya yükünde meydana gelen azalmaydı.
Ne yazık ki, bu düşüşün Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin azalmasından kaynaklandığını öne sürebileceğimiz noktanın çok uzağındayız.
Azalmanın önemli bir nedeni, 2010 referandumuyla bireysel başvurular için AİHM’den önce Anayasa Mahkemesi’ne gitmenin zorunlu kılınmış olmasıdır, 24 Eylül 2012’den başlamak üzere.
Anayasa Mahkemesi’nin web sitesindeki bir tabloya göre, 2013 yılı içinde mahkemeye yapılan bireysel başvurulardan kayda alınan dosyaların sayısı 9 bin 897’dir. Anayasa Mahkemesi devreye girmemiş olsaydı, bu başvuruların muhtemelen hepsi doğrudan Strasbourg’a gidecek ve buradaki iş hacmini arttıracaktı.
Bir diğer faktör, geçen yıl AİHM’nin tavsiyesi üzerine çıkarılan 6384 sayılı kanun çerçevesinde kurulan Tazminat Komisyonu’nun mahkemedeki dosya yükünün önemli bir kısmını almış olmasıdır.
Bu mekanizma, ‘uzun yargılamalar’ nedeniyle AİHM’ye yapılan şikâyetlerin yol açtığı dosya yığılmasını hafifletmek için kuruldu. AİHM’ye bu başlık altında yapılmış olan başvuruların tümü Ankara’daki Tazminat Komisyonu’na havale edildi.
Bu arada, Adalet Bakanlığı, geçenlerde yaptığı açıklamada üçüncü bir faktöre dikkat çekerek, ‘çıkarılan yargı paketleri ve yargısal içtihatlarda AİHM standartlarında kaydedilen gelişmelerin de AİHM önündeki görüntünün iyileşmesine önemli destek sağladığını’ belirtiyor.
Anayasa Mahkemesi’nin özellikle uzun tutukluluk konusunda AİHM içtihatları doğrultusunda geliştirdiği ve tutukluluğu beş yılla sınırlayan içtihat, yüksek mahkemenin bu konuda nasıl bir yük aldığının önemli bir göstergesidir.
Türkiye’de yargı, kararlarında AİHM içtihatlarına yaklaştığı oranda vatandaşlar açısından Strasbourg’a gitme ihtiyacı ortadan kalkacaktır.