İyi ki doğdun 'Yurttaş Kane'

H. AYHAN TİNİN

Sanat da var / Sinema          

insanatinart@gmail.com

‘RKO Palace Theatre’ binasında herkes gergindi.

Yıl 1 Mayıs 1941. ‘Yurttaş Kane’ filminin galası başlamadan hemen önce…

Basın devi ‘Hearst Grubu’ ve filmin kendilerini anlattığını düşünen bazı silah tüccarı ve büyük(!) adamlar, filmin gösterime girmemesi için baskıyı sürekli artırıyordu.

Ancak RKO’nun filmi gösterime sokmaması mümkün değildi.

19 yaşında kendi tiyatrosunda Shakespeare oynayan olağandışı genç adam, sınırsız bütçe ve son kurgu haklarını eline aldığı bir sözleşmeyle RKO’ya gelmiş ve inanılmaz bir bütçe kullanmıştı.

Sonunda filmin galası açıklanan tarihte yapılsa da gösterime çıkması bir hayli geciktirildi.

Ancak dünya sinema tarihi sonsuza kadar değişmişti.

1941’den bu yana Charles Foster Kane karakterinin hikayesini anlatan ‘Yurttaş Kane’ en iyi listelerinde hep birinci sırada… Bazen egosantrik ya da ilginç olmak isteyen eleştirmenler tarafından ikinci sıraya da konulabiliyor. Fakat bu onun, asla en önemli film olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

25 yaşında ilk filmiyle zirveye yerleşmek Orson Welles’in lanetiydi sanırım. Çünkü bir şeye ne kadar yukarıda başlarsan, aşağıda gördüğün uçurum o kadar derin oluyor. Welles bunu sanat hayatı boyunca yaşadı. Çoğu kez gişede yatan, fakat eleştirmenler ya da özel bir seyirci grubu gözünde yeri doldurulmaz yapıtlar verdi.

Sayısız ‘onur ödülü’ ve adı ‘ömür boyu…’ diye başlayan ödüller aldı.

Mutlu oldu mu? Charles Foster Kane’in mutlu olup olmadığını bilemediğimiz gibi, onu da bilemiyoruz.

Belki de o nedenle 70’li yaşlarında yaptığı pop müzik plağında ‘l know what it is to be young’ demiş, genç insanlar üzerinden geçmişiyle barışmaya çalışmıştı.

Belki çoktan sıkılmıştı ‘harika çocuk’ olmaktan, ölene kadar da kimseye söyleyememişti.

‘Yurttaş Kane’ filmi Amerikan toplumunun o yıllardan başlayıp iyice kılcal damarlarına işleyen, sonra da bütün dünyaya ihraç ettiği ‘başarı’ kavramını gözden geçirir…

‘Bay Kane’, karakterinin bütün iyi ve kötü yanlarıyla, bir bütün halinde gelir perdeye… Fakat kareler ilerledikçe kişiliğinin bir siyah bir beyaz yanından dem vurarak iyice biz iyice şaşırtır.

Ne iyidir ne de kötüdür ‘Bay Kane.’ Biraz yalnız, çokça kimsesiz, gereğinden fazla kibirli, güçlü olduğunu hissettiği her zaman kaba, eğer kendine güç kazandıracaksa diğerini aşağılamaktan çekinmeyen ve etrafına ördüğü duvarların film boyunca aşağı inmesiyle Amerikan rüyasına yönelik bir politik eleştirinin zavallı kurbanından başka kimse değildir.

Önce bir egoya köle olur, ben dersin. Sonra öyle sessizleşir ki her yer, sessizliğin üstesinden gelmek için hep başarmaya çalışırsın. İyileştirmeyi bilemediğin bir yara açmış gibisindir bedeninde…

Ardından iyi hatırladığın her şeyden, en çok da çocukluğundan, birlikte kurulan oyunlardan, nedensiz güldüğün zamanlardan kaçarsın.

Seni gerçekten seven herkesi ‘suçlu’ ilan eder, yalnızlığına çevirirsin yönünü…

Başardığını düşündüğün her şey bir anı olur sadece… Bir sırası olmadan bir şey daha, bir şey daha, daha ve daha başarmaya koşarsın.

Bir bakarsın, ömür başarı denen hayalet bir şehrin sokaklarına dağılmış. Hep varlığınla tartılmışsın… Elinde küçücük bir anı kalmış ‘Rosebud’, çocukluk günlerinin kar kızağı… Onu bile yalnızca kendine saklamışsın.

İşte bu hikâyeyi Orson Welles öykünün gücüyle değil, kameranın retoriğine dayanarak anlatır. Geniş mekanlar, tavanlar, bunların sinema dilinde farklı kullanımı, uzun kesintisiz planlar, siyah beyaz için çok etkili tasarlanmış ışıklar… ‘Yurttaş Kane’ Amerikan ve dünya sinemasına yeniden yön vererek öykünün gücünden film dilinin gücüne geçişin bir simgesi olur.

Ve Orson Welles tuhaf ve hüzünlü bir sesle bugün de “l know what it is to be young” diyor. Biz bilmiyoruz usta!

Biz iki yaşında konuşmaya, üç yaşında okumaya başlamadık. Beş yaşında Shakespeare’in bütün eserlerini okuyup oyuncak figürlerle halının üzerinde ‘Kral Lear’ oynamadık. Ama sen de normal yaşamayı, normal çalışmayı, senden normal şeyler beklenmesini, sıradan mutluluklar ve hüzünler içinde yaşayıp ölmeyi bilemedin.

Hangisi doğru, ben de bilmiyorum. Fakat mutluluk hep elde ettiğinin dışında, başka bir şeymiş gibi geliyor insana… İyi ki doğdun ‘Yurttaş Kane.’