Kadırgalıyla Kasımpaşalının buluştuğu yer: Ben yüzde 52'yim, sen de kimsin?
K

 

mehvesMEHVEŞ EVİN

mehvese@hotmail.com

Seda Sayan’ın uslubu hepimizin malumu. Reyting uğruna iki karısını katleden bir katili programına çıkarması, şirinlik payesi vermesi, sonra zeytinyağı gibi suyun üzerine çıkması kimseyi şaşırtmamalı… Ama “Delidir, ne yapsa yeridir” deyip her rezilliğin karşısında sessiz kalacak olursak, nasıl yaşarız?

seda sayan tweet

CHP milletvekili Aylin Nazlıaka, programı RTÜK’e şikayet etmekle kalsa Seda Sayan’nın umrunda olmazdı. Ama sponsorların çekilmesi çağrısına aslan kesildi, tehditler savurdu. Ne de olsa Türkiye’de ‘ekmek teknesi‘ uğruna her türlü yüz kızartıcı hareketi yapmak, her zamankinden daha makbul!

Bir yılda yaşanacak rezillikler bir güne sığıyor

Milletin ‘a…na koyanlar’, gözümüzün önünde tarihi köşk yakıyor, çaldıkları paraların, kast ettikleri canların hesabını vermiyor, üstüne üstelik ortalıkta hala gerine gerine gezebiliyor. Bir yıla yaysan bile bir toplumu sarsacak rezillikler silsilesi, bu ülkede bir günde yaşanıyor.

Küfrün, dayatmacılığın, çalmanın çırpmanın, hukuksuzluğun, nefret söyleminin bini bin parayken ‘Kadırgalı‘ ne yapsın? O da kendi meşrebince havaya girecek, bu ortamdan nemalanacak elbet. İki yıl önce ‘Türkiye’nin Seda Bacısı‘ imzasıyla Başbakan’ın emrine kendini amade ettiğini ilan eden Seda Sayan, şimdi de bir milletvekiline “Sen azınlıksın” diyerek yeni bir boyuta geçmiş oluyor.

Eski Türkiye‘de “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye savrulan tehditler, ‘Yeni Türkiye‘de illa yüzde 48’in aşağılanmasıyla taçlandırılacak.

İktidar küstahlığı bulaşıcı

Arkasında ‘halkın‘ olduğunu iddia ederek meydan okuyan Sayan’ın uslübu, son zamanlarda iyice cılkı çıkan iktidar küstahlığının bir tezahürü. ‘Hem suçlu, hem güçlü‘ şiarıyla hareket eden AKP kabadayılığının, toplumun başka katmanlarına nasıl sirayet ettiğinin göstergesi. Bu kabadayılıktan hepimiz nasibimizi alıyor, muhalefetinden sivil toplumuna, hepimiz hoyratlaşıyoruz…

Oya Baydar’ın, T24’te tam da bu meseleyi anlatan “Hoyratlaşıyoruz, kötücülleşiyoruz, çirkinleşiyoruz” başlıklı yazısından bir alıntı yapalım:

“Çatışmacı, cepheleştirici siyaset ortamında, hazırlıklı olmadığımız sert bir değişim sürecine girerken, iktidardan başlayıp muhalefete yayılan hoyrat dil, hepimizi, herkesi, özellikle de şu sıralarda hastalıklı bir psikolojik havaya girmiş kesimleri etkiledi. İktidar /saltanat savaşında etik unutuldu.

Böyledir; kendimin ve çevremin deneyimlerinden de biliyorum, gözükapalı siyasal-ideolojik yandaşlık insanın ahlâkını, ilkelerini, vicdanını bir üst otoriteye ipotek etmesine vardırır. Hele de itaat-biat kütüründen gelenlerde bu eğilim daha derindir. Yandaş olunan özne etik değerlere ne kadar uzaksa, siz de o kadar uzaklaşırsınız.”

Tetikçi gazetecilikte son nokta

Baydar, iktidarların gelip geçici olduğunu, ancak toplumsal etik aşınmasının, ahlaki değerlerinin unutulmasının, kötücülleşmenin kolay kolay geçmeyeceğini hatırlatıyor.

Kötücüllüğün normalleşmesine dair çok çarpıcı bir film, !f İstanbul’da gösterilen ‘Öldürme Eylemi‘ (The Act Of Killing). Belgesel, 1965’te Endonezya’da 1 milyon komünisti öldüren katilleri kamera karşısına çıkarıyor. Dayanılır gibi değil: İşledikleri korkunç cinayetleri güle oynaya, hatta bizzat canlandırarak anlatıyorlar. Bu katillerden biri, geliştirdiği ‘kansız öldürme yöntemini‘ anlatırken nasıl böbürleniyor, inanamazsınız.

The Act Of Killing
The Act Of Killing

 

Endonezyalı bir gazeteciyse, kömünistler ne anlatırlarsa anlatsın, ‘halkı uyarmak‘ saikiyle sözlerini çarpıttıklarını, hatta orduya ispiyonladıklarını utanmadan anlatıyor. ‘Öldürmek‘ gibi kirli işlere ellerini sürmüyorlar ama orduya ‘yardımcı‘ olmak, görevleri… Tetikçi, yandaş, güç sevdalısı gazeteciliğin geldiği son nokta.

Kirliliğe, kötücüllüğe nasıl direnilir?

Bu kişilerin işledikleri suçlarla alenen övünmesi, aynı anlayışın halen iktidarda olmasından kaynaklanıyor. Cezasız kalan, hesap verilmeyen hatta el üstünde tutulan vahşet eylemlerinin, toplumun kılcal damarlarına sızıp normalleşmesi işte böyle bir şey…

Çok aşırı bir örnek olabilir. Ancak katilleri televizyon şovlarına çıkarıp alkışlatmak, benim anlayışıma göre çok da farklı değil. Ethem Sarısülük’ün katili polise yedi yıl veren mahkeme de, Soma faciasını örtbas etmeye çalışan siyasi-bürokratik yetkililer de aynı kötücüllüğün parçaları. Daha ötesi, açık denizin ortasında yardım isteyen gençleri görmezden gelen kaptan da, köprüde intihar girişimine ‘selfie’ çeken polis de vicdansızlığın toplumdaki tezahürleri.

polis intihar selfie

Hırsızları koruyup kollayan, adaleti kendi arzusuna göre şekillendiren, ‘azınlık‘ dediği ülke nüfusunun yarısına iştahla saldıranlar bunu göremiyor; görmek işlerine gelmiyor.

Oya Baydar, “Bugünden kendimizle hesaplaşalım, önce kendimizden başlayarak hoyratlaşmaya, kirlenmeye, çirkinleşmeye karşı duralım” dese de ben şüphedeyim. İnsan evladının sadece para ve iktidar değil, ‘küçücük dünyasını başkalarına dayatma sevdası‘ uğruna yapabildiklerine direnmek için, ‘iyi maya‘ya sahip olmak yetmeyebiliyor.