Erdoğan hükümetleri, Suriye iç savaşına müdahale ederek, mülteciliği Esad Hükümetini devirmek için bir baskı aracı alarak kullanmaya başlamasından sonra ‘açık kapı’ politikasına döndü. Türkiye, zulüm gören İslam halkların sığınağı ilan edildi. “Onlar muhacir, biz ensarız” denilerek, İslamcı bir anlayışla, “Kendi ülkesinde ekonomik, siyasi, etnik, …nedenlerle sorun yaşayan herkese kapılarımız açık” denilerek, mültecilik adeta teşvik edildi. Bu politikanın sonucu olarak da sadece Suriye iç savaşından canını kurtarmak için kaçanlar değil, Afganistan, Pakistan, İran ve Afrika’daki pek çok Müslüman nüfuslu ülkeden insanlar Türkiye’ye geldi.
Bu politika, Türkiye’yi İslam’ın kurtarıcı ülkesi Erdoğan’ın da İslam’ın kurtarıcı lideri olarak gösteren bir propaganda eşliğinde devreye sokuldu.
Tabi böylece ‘açık kapı’ politikası da İslam-Hıristiyan (ve Yahudi) çatışmasının, ‘medeniyetler savaşı’ konsepti içine çekildi. Batılı insan hakçılığının ‘iki yüzlü’, insana karşı sevgisizlik, rasyonalist, paragözlülük olduğu buna karşılık İslamın insan sevgisini ne kadar derin, çıkarsız bir sevgi olduğu ayet ve hadislerle beslenerek propaganda edildi!