Taksim’in ardından Sultanahmet ile Eminönü Meydanları hakkında bir ay içerisinde verilen bu iki önemli ve ‘doğru’ karar, şehrin dört bir tarafına zırt-pırt gökdelenler dikilmesine ses çıkartmayan ama çöken çatısını tamir etmek isteyen fakir-fukaraya “Dokunmaaaa! Oturduğun o harabe, tarihî eserdir” deyip nice binaların hâk ile yeksan olmasına sebebiyet veren koruma kurullarının nihayet doğru yolu bulduklarını gösteriyor…
Temenim, bu kararların hayırlı bir başlangıç teşkil etmesi ve Sultanahmet gibi bin küsur senedir medeniyetlerin mekânı olan meydanların yahut Eminönü gibi tarihî limanların “bilmemne festivali”, “feşmekân etkinliği” veya “detderelelli fuarı” gibi bahanelerle ucuz panayır alanı haline getirilmelerinden artık vazgeçilmesi ve böyle tarihî mekânlar için hem kalıcı hem de estetik çareler düşünülmeye başlanmasıdır.