Mecliste temsil edilen bütün partilerde ortak olan bu sistemin, üye yazımından, genel başkan seçimine; politika belirlenmesinden, politikaların uygulanmasına kadar parti içi ilişkilerinin demokrasi anlayışıyla hiç bir ilişkisi yoktur.
2011 milletvekili seçiminde yapılan maskaralıklar Deniz Bey zamanında icat edilenlerin tekrarıdır; 30 mart seçiminde de bunlara yüz karası örnekler eklenmiştir. Bu ilişkiler içinde çalışan bir parti, Anayasada yazıldığı biçimde, “demokratik siyasal hayatın vazgeçilmez unsuru” olamaz.
Özetle partiler, iç ilişkileri ve organlarını, tek adam yönetimi kapsamına alan ve bu sistemi sürdüren hastalık içindedirler.
Önümüzdeki seçimde de, çok sert ve radikal dönüş olmazsa, aynı demokrasi ve ahlak dışı işlere devam edileceği bellidir.
Şimdi Baykal diyor ki, “Yanlışı tartışmanın yanlış olacağının zannedilmesi en büyük tehlikedir”; tamamen doğru. Baykal’ın istediği ifade özgürlüğüdür; kendisi üyelere, il ve ilçe başkanlarına ve delegelere ifade özgürlüğü verdi mi? Şimdi gelelim bugüne; Baykal hatırlayacaktır, İsmet İnönü’nün büyük sözlerinden biridir, özgürlükler önce getirenleri cezalandırır, bu kuralı bugünkü yöneticiler de bilirler, onun için parti içinde seçime altı ay kala, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü kimse getirmez, getirmeyeceğini herkes bildiği için de iktidardaki yönetim Kurultay’ı kazanır!
Parti yönetiminin kurultayları kazanması ve adayları belirlemesi sistemi hastalığının sürmesinde sorumluluğu olan Baykal’ın, örgüte tavsiyeden önce itiraflarını açık yürekle açıklaması, yalnız partisine değil, demokrasimize karşı görevidir!