Sola Çek. Hayır!
S

Mustafa Domaniç
Mustafa Domaniç
Şikago Üniversitesi Ekonomi Bölümünden mezun olan Mustafa Domaniç sırasıyla Şikago, Londra, İstanbul ve Dubai’de finans sektörünün farklı alanlarında çalışmıştır. Halen banka ve diğer finansal kuruluşlara danışmanlık vermektedir. 2005 yılından beri çeşitli bloglarda siyaset ve ekonomi üzerine yazılar yazan Mustafa Domaniç, 2007-2008 yılları arasında Washington Post News Week editörlerinden Fareed Zakaria ve David Ignatius’un yönettiği PostGlobal platformunda panelist olarak yazılarını yayınlamıştır.

mustafadomanicMUSTAFA DOMANİÇ

mustafa.domanic@gmail.com

Türkiye’nin en büyük bankasının başarısının mimarı reklamcı, eski bir milletvekili aile dostlarının ricası üzerine, başkanlık sistemi referandumu için organize edilen ‘Hayır’ kampanyasının toplantısına katılmaya karar verdi. Verilen adresteki binanın en üst katında bulunan büyük toplantı odasına girdi. Camdan İstanbul’un binlerce uydu alıcılı bir varoşu gözüküyordu.

Odada bir projeksiyon ekranı etrafında oturan medyadan tanıdığı bazı ‘sol’ siyasiler onu bekliyordu. Tanıtım filmi oynamaya başladı. Gezi protestoları sırasında çekilen gaz dolu görüntüler ve Tayyip Erdoğan’ın sert konuşmaları çarpıcı şekilde montajlanmıştı. Gezi olaylarında hayatını kaybedenlerin suratları ve aileleri teker teker ekrana geldi.

Daha sonra sıra 17 Aralık operasyonu ve ilgili görüntülerdeydi. Ayakkabı kutuları, para sayma makineleri ekrana gelirken arka fonda koyu bir ses yetim hakkından, anayasal ihlalden ve Yüce Divan’dan bahsediyordu.

Son olarak sıra Suriye sınırına ve güvenlik tehdidine gelmişti. El Kaide’nin İstanbul eylemlerinden görüntüler yarıya bölünmüş ekranda Suriye’de savaşan IŞİD güçleri ile karşılaştırılıyor ve arka fondaki korkunç ses Türkiye’yi bekleyen tehlikeden bahsediyordu.

Hepsi bu mu?

Film bittikten sonra birkaç saniyelik bir sessizlik yaşandı. Sessizliği bozan reklamcıyı oraya davet etmiş eski milletvekiliydi: “Nasıl buldun?” Reklamcı odada kendisine odaklanmış gözleri süzdü ve cevap verdi: “Hepsi bu mu?”

Bir iş arkadaşımın tavsiyesiyle izlediğim Şili yapımı “Hayır!/No!” filminden bir sahnenin uyarlaması bu anlattıklarım. Tabi aslında film Şili’li diktatör Pinochet’ye karşı yürütülen referandum kampanyasını konu alıyor. Fakat izlerken benim kafamda sadece Türkiye ve içinde bulunduğumuz benzer durum vardı.

Farkındalık mı kazanmak mı?

Kafamdaki sahne şöyle devam etti:

Sorunun etkisiyle şaşıran ‘sol’ siyasiler reklamcıya gergin gözlerle baktı. Reklamcı tekrar konuştu: “Yanlış anlamayın, bu görüntüler beni de çok etkiledi, o gazın nasıl bir hissiyat olduğunu biliyorum, ama siz bu kampanyayla kazanabileceğinize inanıyor musunuz?” İlk sessizliği bozan DİSK geçmişi olan bir CHP milletvekili oldu: “Erdoğan’ın popülaritesi ve medya gücü düşünüldüğünde belki hayır, ama yine de bu kampanya bir farkındalık yaratacak.”

Bugün, ‘Tehlikenin farkında mısınız?’ reklam kampanyasının acı meyvelerini topluyor olmamıza rağmen farkındalık konusunda hala yukarıdaki film sahnesiyle aynı fikirde olan odalar dolusu siyasi, ‘sol’ alanı işgal ediyor. Sol ve sağ kavramlarının, yani kutuplaşma üzerine kurulmuş siyasetin 20’nci yüzyılda bırakılmış olması gerekirken, hem de bu kutuplaşmanın bu coğrafyada hiçbir zaman ‘sol’un lehine çalışmadığı bu kadar aşikârken, ‘sol’ hala ideolojik farkındalığı, kazanmanın önüne koyabiliyor.

Filmi izledikten birkaç gün sonra medyada karşıma çıkan ‘sol aydın’ların CHP’nin yerel seçim adaylarına tepki göstermek adına başlattıkları ‘Sola Çek’ kampanyası ne yazık ki bu düşünce yapısının bir örneği.

İdeoloji değil koalisyon!

Yerel seçimlerin sadece yerel seçimler olmadığı, güç dengelerini yerinden oynatacak bir sınav niteliği taşıdığı Erdoğan’ın yaptığı vurgularda çok net görülebilirken, kazanacak bir koalisyon kurma çabası ideolojiye mahkûm edilmeye çalışılıyor.

Reklamcı devam etti: “Kitlelerin kampanyaya destek vermeleri, sandığa gidip ‘Hayır’ oyu kullanmaları için onları korkutmak yerine güvende hissetmelerini sağlamalıyız, mutluluğu pazarlamalıyız. Gelişen bir Türkiye tablosu düşünün, Türk astronotların uzayda bir Türk uydusunu tamir ettiği görüntüyü kafanızda canlandırın. Dünya kupasını kaldıran bir milli takımı! İnsanlar farkındalıktan yoruluyor. Onlar umut istiyorlar. ‘Hayır’ oyunun bu tabloya gitmek için daha doğru seçim olduğunu işlemeliyiz. Demokrasinin kazandıracaklarını göstermeliyiz. Gelişim, Başarı, Mutluluk!”

BDP pozitif siyasetin önemini anladı

Bugün Türkiye’de pozitif siyasetin ve algı yönetiminin önemini anlayanlar da yok değil. Mesela BDP’nin batı illerinde HDP çatısı altında siyaset yapmayı tercih etmesi ve çevre konularını ön plana çıkaran bir platform yaratması ulaşmak istediği hedef kitle açısından çok doğru bir hamle.

sag_kolon_sarigulMuhalefet saflarında bu konuda en başarılı isim ise MHP’li Ahmet Vefik Alp’e götürdüğü teklifle ‘Sola Çek’ kampanyasının hedefine oturan, bu hafta canlı olarak izleyip soru sorma fırsatı bulabildiğim Mustafa Sarıgül.

Sarıgül’ün 80/20 kuralı

Sarıgül tüm iletişiminde 80/20 kuralını işletiyor: Yüzde 80 İstanbul’u getireceği ‘müthiş’  (bu kelimeyi fazla kullanıyor) noktayı, yüzde 20 ise mevcut iktidarın hatalarını işliyor.

Beyaz Türk kitle Sarıgül’ün fazla gelen enerjisini yapmacık buluyor olabilir. Diğer yandan siyasi hırsları ve ticari ilişkileri onu o projeksiyon odasındaki siyasilerin gözünde bir şeytan yapabilir. Fakat Sargül’ün yapmacık da olsa dağıttığı gülücüklerin tüm korku kampanyalarından daha güçlü etkisi olacağı kesin…