Ankara’da önceki gün yapılan zirvelerde, iki temel konuya odaklanıldığını anlıyoruz. Birincisi, rehinelerin durumu. İkincisi ise, ABD’nin dünkü askeri müdahalesi bile belirlemeden başlayan göç dalgasının, boyutlanması durumunda Türkiye’ye getireceği yük…
Ankara’nın Irak’ta IŞİD kaynaklı gelişmelere odaklanması zaten çok doğal. Ancak durumu daha da hassas hale getiren bir başka faktör var. IŞİD’in elindeki 49 Türk rehine. Ankara, birçok parametreyi aynı anda hesaplamak, kılı kırk yarmak, tilkilerin kuyruklarını birbirlerine değdirtmemek zorunda. Ankara çok uzun zamandır, bütün seçeneklere karşı önlemlerini geliştirmiş durumda.
Suriye’de yaşanan iç savaşın etkisiyle, zaten sınır birlikleri çok önceden takviye edilmiş ve teyakkuz haline geçirilmişti. Bu çerçevede, şunları söyleyebiliriz: Sınırdaki kara birlikleri zaten her an harekete hazır. Hava unsurlarının sınır güvenliği esaslı rutin uçuşları da sürüyor. IŞİD’in Suriye’deki Süleyman Şah Türbesi’ni işgal etme olasılığının doğduğu dönemden bu yana planlarını revize eden TSK için alarm seviyesi hep yüksek. O dönemden bu yana hava unsurları da en kısa sürede hareket edip, görevi tamamlayarak geri dönmeleri olarak ifade edebileceğimiz, “scramble” pozisyonunda. Fakat bütün bunlar Ankara’da “ilave tedbirler” olarak tanımlanmıyor.