Bir ekonomide büyümeyi etkileyen üç olumsuz faktör olduğunu biliyoruz. Bunlar sırasıyla, birincisi, devletin özel sektör üzerindeki baskıcı tavrı oluyor. Devlet, özel sektörün yaşaması için gerekli ortamı tanımazsa o ülkenin büyüme hızı düşük kalıyor. İki, makroekonomik istikrarsızlık. Bunun anlamı, makro ekonomi yönetiminin tutarlı bir ekonomi politikası ortaya koyamayışı oluyor. Sık sık değişen ekonomi politikasına ilişkin kararlar buna örnektir. Üçüncüsü, içe kapalı bir ekonomik yapının varlığı olarak biliniyor. Eğer bir ekonomi dışa açık değilse evrensel düzeyde rekabete girilemez ve pazarları da ülke ölçeği ile sınırlı kalacağı için büyüme hızı düşük kalır.
İşte bu üçlüye “büyüyememenin üç hastalığı” adı veriliyor. Ve bu üç hastalık şimdi Türkiye’de görülmeye başladı. Niye, diyerek sorarsanız. Devlet özel sektör üzerinde baskıcı bir tavır aldı. Makro ekonomi politikası hakkında hükümet parçalara bölündü. Her kafadan farklı ses çıkıyor. Bu arada, evet dışa açık bir ekonomimiz var. Ama komşularla ilişkiler bozulup çevremiz savaş alanına dönünce pazarlar daraldı. Anlayacağınız keyfîlik ve otoriterlik bu ülke ekonomisini büyüyemez hâle getirdi.