NUR BANU KOCAASLAN
Fethullah Gülen Cemaati’nin Emniyet teşkilatındaki yapılanmasına yönelik olduğu iddia edilen operasyonda tutuklanan polislerden biri de, ismi Ergenekon, Odatv, Balyoz davalarında geçen ve Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda Hrant Dink suikastının istihbaratını gizlediği belirtilen istihbarattan sorumlu eski İstanbul emniyet müdür yardımcısı Ali Fuat Yılmazer’di.
Yılmazer’in ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek‘ gerekçesiyle tutuklanmasının ardından, 22 Temmuz operasyonundan Dink davası lehine bir sonuç çıkıp çıkmayacağını, Dink Ailesi avukatlarından Fethiye Çetin’e sorduk. Çetin, bu konuda umutsuz; Hrant Dink suikastinin iki taraflı kavgada bir ‘araç’ olarak kullanılmanın ötesine gidemediğini düşünüyor.
‘O iki polisten biri, cinayet öncesinde görevini yapmış olsaydı bugün Hrant Dink aramızda olacaktı’
Başbakanlık Teftiş Raporu’nda Ali Fuat Yılmazer’in Dink suikastiyle ilgili istihbaratı ulaştırmada ihmali bulunduğu bilgisi geçiyordu. Cinayeti azmettirici Erhan Tuncel de seneler sonra İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer’e işaret etmişti. Ali Fuat Yılmazer’in suikast sürecinde rolü neydi?

Ali Fuat Yılmazer’in, Hrant Dink cinayeti öncesinde Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığında C Şubesi Müdürü olarak görev yaptığını ve cinayet planlarına ilişkin bu daireye gönderilen F4 istihbarat raporunun gereğini yapmayarak Hrant Dink cinayetini önleyici tedbir almadığını Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuyla öğrendik.
Cinayet sonrasında ise bu şahıs İstanbul Emniyet Müdürlüğü istihbarat Şube Müdürlüğüne atandı. Ramazan Akyürek ise cinayet öncesinde Trabzon Emniyet Müdürü iken sonrasında İstihbarat Daire Başkanlığına atanmıştı ve bilgi sahibi olmasına rağmen cinayetin işleneceğine ilişkin istihbaratın gereğini yapmamıştı. Bu iki şahıstan en az biri, cinayet öncesinde görevini yapmış olsaydı bugün Hrant Dink aramızda olacaktı.
Sadece cinayet öncesinde değil, sonrasında da suikastle bağlantıları kopmadı. Mahkeme sürecinde nasıl bir rol oynamışlardı?
Bu şahısların sorumluluğu bundan ibaret de değil. Bu şahıslar, Dink cinayeti soruşturması ve yargılamalarında da etkili konumda görev yapmaya devam ettiler. Savcılara ve Mahkemeye “delil” sundular, “görüş” bildirdiler. Yani hem cinayetten sorumlu idiler hem de cinayeti soruşturan ve kovuşturan yargı makamlarına ‘yardım’ etmekle, delil sunmakla görevli konumda idiler. Demem o ki, bu şahısların sorumlulukları sadece cinayet öncesinde önlem almamaktan ibaret değil.
Suikastin aydınlatılamamasında bunlar da etkili oldu diyebilir miyiz?
Ancak şu hususu da gözden kaçırmamak gerekir. Dink cinayetinde sorumluluğu olup da sonrasında terfi alan, yükselen tek kamu görevlisi Ali Fuat Yılmazer olmadığı gibi Dink cinayetinin tek sorumlusu da Ali Fuat Yılmazer değil. Dink cinayetinin sorumluluğunu sadece Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’le sınırlamak, ya da cinayetten sadece bu şahısların içinde bulunduğu bir grubu sorumlu tutmak, hakikati ortaya çıkarmaya değil hakikati örtbas etmeye yarar. Zira tüm boyutlarıyla, karar mercileri, azmettiricileri ve tüm aktörleriyle ele alınmadıkça bu cinayet aydınlatılamaz.
Savcılıktaki sorgusunun ardından Yılmazer ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek‘ suçlamasıyla tutuklandı. Yıllardır Dink suikastinde ‘bulunamayan’ örgüt, başka bir biçimle ‘paralel yapı’ operasyonu kapsamında dile getirilir oldu. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Bu sorunuzu cevaplayabilmek için öncelikle, şu soruyu sormak ve cevabını vermek gerekiyor: Ali Fuat Yılmazer’in kurduğu ve yönettiği iddia edilen örgüt kanunda tanımı yapılan hangi suçu ya da suçları işlemek üzere kurulmuş? Cevabını, şimdilik gazetelere yansıdığı kadarıyla sorgu tutanakları ve tutuklama sebebinden öğreniyoruz: ‘Resmi evrakta sahtecilik, “eksik ya da sahte isimle dinleme,’ ‘Kişiler arası konuşmaları kaydetmek, silmek ve yaymak’.
Yani Yılmazer ve arkadaşlarının kurmuş oldukları örgüt, kişiler arası konuşmaları kaydedip bunları silmek ve yaymak ve ayrıca bu suçu işlemek üzere resmi evrakta sahtecilik yapmak suçlarını işlemiş. İsnat edilen suçlar arasında Hrant Dink cinayeti bulunmadığı gibi gazetelere yansıyan sorgu tutanaklarından öğrendiğimiz kadarıyla bu cinayete ilişkin tek bir soru dahi sorulmamış. Açıkçası Hrant Dink cinayeti, Ali Fuat Yılmazer ve arkadaşlarına karşı yapılacak operasyonda, daha önce de dile getirdiğim gibi bir araç, kavgada bir malzeme olarak kullanılmış, kullanılmaya da devam edilecek gibi görünüyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İlker Başbuğ’un ‘Bütün pisliklerin içinde Ali Fuat Yılmazer var’ lafıyla andığı Yılmazer’e savcılıktaki ifadesinde çok şaşırtıcı olmayacak şekilde suikastle ilgili bir soru yöneltilmedi.
Öte yandan Erdoğan da bu operasyonun Dink davasıyla bağdaştırılamacağını söylemiş, “Olayı Dink davasına indirgemek küçültmek olur. Hrant Dink davası bence kişiselleştirilmiş davadır. Dink’in yazılarını, onun düşünce dünyasını kabullenmemek gibi bir nedenle yapılmıştır” demişti. Operasyonun gidişatı biraz da buradan belli oluyor diyebilir miyiz?
Başbakanın Hrant Dink cinayetine ilişkin son demeci de gösteriyor ki bu cinayet, hükümet ve devlet katında ‘düşman’ı itibarsızlaştırma, ‘düşman’a karşı yürütülecek algı operasyonunda bir koz olarak kullanma ötesinde bir anlam taşımıyor. Şimdi Başbakana sormak lazım; Hrant Dink cinayetine ilişkin olarak söylediği, “Sarı gelinin Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmasına izin vermeyeceğiz” sözü ile ne anlatmak istemişti. Ankara’nın dehlizleri derken neyi kastetmişti?
Peki yine de siz ileride yargılama sürecinde Dink cinayetini de dava kapsamına alacaklarını düşünüyor musunuz?
Soruşturma safhası gösterdi ki, operasyon talimatı verenler gibi soruşturmayı yürütenlerin de Hrant Dink cinayetini aydınlatmak gibi bir dertleri yok. Açılacak davanın iddianamesinde de sanıklara isnat edilecek suçlar arasında Hrant Dink cinayeti olmayacak. Bu nedenle kovuşturma safhasında da Dink cinayeti dava kapsamına alınmayacak.
Bu sürece başka bir şekilde dahil olmayı düşünmez misiniz?
Yasal planda bir davaya müdahil olabilmek için sanıkların işlemiş olduğu suçtan ya da suçlardan doğrudan zarar görmüş olmak şartı aranıyor. İddianamede şüphelilerin suç sayılan eylemleri arasında Hrant Dink cinayeti yer almayacak ki…