Roboski'nin çocukları neyi, niye kaybettiklerini ne zaman anlayacak?
R

Frederike Geerdink
Frederike Geerdink
Hollandalı gazeteci. 25 yıldır meslekte. 15 yıl Hollanda’da çalıştıktan sonra 2006’da Türkiye’ye yerleşti. Özellikle Kürt sorunu, insan hakları, azınlıklar ve kadın meseleleri üzerine yazıyor. Ağustos 2012’den bu yana Diyarbakır’da yaşıyor. www.kurdismatters.com ve www.journalistinturkey.com adlı blogları var. Başta Hollanda ulusal haber ajansı olmak üzere birçok mecraya haber ve yazı yazıyor. Uludere katliamını irdelediği kitabı ‘De jongens zijn dood’ adıyla Hollanda’da yayınlandı. Not: Kendisi ayrıca Amberin Zaman’ı ‘utandıran’ gazetecidir.

 

FrederikeFREDERIKE GEERDINK

f.geerdink@gmail.com

Roboski katliamı için her hafta düzenlenen anma töreninden eve döndüğümüzde, sekiz yaşındaki Mahmut babasının mezarına götürdükleri çerçeveli fotoğrafını plastik poşetten çıkardı. “Bir resmimi çeker misin?” dedi bana, komik bir surat ve yaramaz bakışlı gözlerle.

Fotoğraf makinemi hazırlayıp kafamı kaldırdığımda karşımda değişik bir Mahmut duruyordu; fotoğrafı tutarken hazırola geçmiş halde (ki bunu hiç yapmaz), dudakları hafifçe titrerken suratı asılmış, dimdik karşıya bakıyordu, tatlı ama hüzün dolu… Ben fotoğrafı çekene kadar kıpırdamadı, gözünü bile kırpmadı.

mahmut01
Mahmut gözünü bile kırpmadı.

Yüzünde hep o aynı ifade beliriyor

Mahmut’un sıklıkla karşılaşmadığım bu hali, bana babasını Roboski katliamında kaybetmesinden birkaç gün sonra (fotoğrafçı Serpil Polat tarafından) çekilen resmini hatırlattı. O kareyi Aralık 2012’de Diyarbakır’daki bir Mazlumder sergisinde görmüş ve fotoğrafını çekmiştim.

Resimde Osman’ı büyüten Belkız ve kocası Hüseyin, Mahmut’la birlikte Osman’ın yeni kapatılmış mezarının başında duruyor. Şimdi Mahmut’un elinde de, babasının mezarının üzerinde duran o fotoğraf var. O zaman Mahmut beş yaşındaydı.

Mahmut02

O sırada ailesinin başına neler geldiğini çok farkında olmasa da, yaşanan tarifsiz acıyı ve yoğun üzüntüyü hissetmiş olmalı. Bu tatlı, yumuşak, üzgün ve dimdik bakan yüz ifadesini de o zaman geliştirmiş olmalı. Tıpkı Pavlov’un koşullanma kuramındaki gibi, babası hakkında ne zaman konuşulsa ya da babasının fotoğrafını tutarken bir fotoğraf makinası ona doğrultulsa yüzünde beliren o ifadeyi…

Roboski’de bazı şeyler hiç değişmiyor

Geçen hafta Gülyazı’ya (Kürtçe ismiyle Bejuh’a) kaçıncı defa gittiğimi hatırlayamıyorum. Burası, 34 tane mezarıyla Roboski kurbanlarının çoğunun memleketi. Oraya ilk kez katliamdan beş gün sonra gittim. İkinci gidişimse 2012 ilkbaharındaydı.

O zaman Osman’ın bugün 31 yaşında olan karısı Pakize ve beş çocukları Özkan, Esra, Sinem, Hülya ve Mahmut’la kalmıştım. Uzun bir süre boyunca da, bu trajediyi konu eden, (Hollanda’da bu yılın başında piyasaya sürülen, Türkiye’de de İletişim Yayınları tarafından yayımlanacak olan) kitabım için araştırma yapmak üzere gidip geldim bu köye.

Gulyazi01
Osman’ın dul eşi Pakize (en sağda), Mahmut ve arkadaşlarıyla mezarlığa giderken.

Roboski katliamının üzerinden iki buçuk sene geçti, neredeyse 1000 gün. Bazı şeyler hiç değişmedi. Yas devam ediyor; kurbanlar ve aileleri için adaletsizlik de… Her perşembe yapılan anma törenleri de aynı şekilde…

AİHM’e kadar gidecekler

Aileler mezarların etrafında toplaşıyor, mezarlar temizleniyor, üzerlerindeki çiçekler sulanıyor, çocuklar şeker dağıtıyor, koyu renk kıyafetler kuşanmış kurban yakınları birlikte dururken içlerinden biri, genellikle Veli Encü, bir basın bildirisi okuyor. Encü geçen hafta, gerçekler ve adalet için Anayasa Mahkemesi’ne başvurduklarını duyurdu ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar gideceklerine dair de yemin etti.

Gulyazi02

Bazı şeylerse, üzerinden geçen zamanla beraber değişiyor.

Mahmut’un ağabeyi Özkan onu ilk gördüğümde 11 yaşındaydı. Şimdi 14 yaşında bir erkek çocuğu ama neredeyse bir adam olmuş. Genelde evde değil. Köylülerle birlikte sürülere bakmak için yaylaya gidiyor ya da kendisi, kardeşleri ve annesi için mezarlık yakınlarında yeni yapılan evin inşaatına yardım ediyor. Şimdi oturdukları iki odalı eve nazaran daha büyük ve tuvaleti, banyosu ve mutfağı dışarıda tahta kapıların arkasında değil, bu sefer içinde olan bir ev.

Osman’ın oğlu da sınırı dört kez katırla geçti…

Özkan ailesine yardım edebildiği için gurur duyuyor. Hatta ilk defa bu Ramazan’da katırla ‘sınır ötesi ticaret’e katıldı. Dört defa gidip geldi ve 250 TL kazandı. Kazandığı parayla inşaat malzemesi satın aldı. Yeni evin ne zaman biteceği belli değil çünkü durum, ekonomik koşullarına bağlı. Fakat bir gün altı kişi, eskiden yedi kişi olarak yaşadıkları evlerinden çıkıp yeni evlerine taşınacak. Eskisinden farklı bir hayata adım atmaya çalışıyorlar.

Hayat böyle işte… Katliam hala unutulmadı ve unutulmayacak. Eminim kurbanların aile bireyleri ve yakınları adalet yerini bulana dek savaşmaya devam edecek. Ama bir yandan da hayat akıp gidiyor. Başka çareleri yok.

20140107 roboski3

 Acaba bununla nasıl başa çıkacak?

Mahmut şimdi sekiz yaşında ve o da babasının hayatlarından gaddarca çekilip alınmasından sonra çok değişti. Okula gitmeye ve Türkçe öğrenmeye başladı. Bana ilk karnesini gösterdi. Sağ alt köşede, velisi olarak imzalaması gereken yerde babasının ismi yazıyor. Benimle sohbet ederken cümlelerini çok tatlı bir şekilde ‘di mi Ferederika?’ diye bitiriyor.

Fakat Mahmut henüz bir yetişkin değil, zaten olmaması da lazım. En yakın arkadaşı Nihat’la evin etrafında koşarken, birlikte kıkırdayıp gülerlerken, koca bir ağacın dalına asılıp sallanırken ve sonra yere atlarken çok eğleniyorlar. Tekrar, tekrar, tekrar! Bak Federika, lütfen bizi videoya çeker misin?

Video ve fotoğraflar çekiyorum. Bana anlattığı hikayelere (ki Türkçe ve Kürtçe’yi tuhaf bir biçimde karıştırarak konuştuğu için çoğu zaman tam olarak anlamıyorum ama) çok gülüyorum. İlk karnesini aldığında onu tebrik ettim. Her fotoğrafta, videoda ve yaptığımız her sohbet esnasında Mahmut mutlu, hayat ve enerji dolu, tapılası bir erkek çocuğu. Sadece o fotoğraf dışında.

Acaba babasının fotoğrafını gösterdiğinde yüzünde aniden beliren o donuk ifadeyi refleks olarak takınmanın ötesine geçip, olup biteni gerçekten anlamaya ne zaman başlayacak? Hayatından neyi ve niye kaybettiğini… Bununla nasıl başa çıkacak ve bu durum hayat kararlarını nasıl etkileyecek?

Gülyazı’ya önümüzdeki senelerde de gidip gelmeye karar veriyorum…