MÜJDE YAZICI ERGİN
mujdeyazici@diken.com.tr
@mujdeyazici
Bilinen ilk video oyunu yarışması 1972 yılında gerçekleştirilmiş. Bugün bilgisayar oyunu teknolojisinin geldiği noktayla birlikte elektronik spor Espor ile ilgilenenlerin sayısı tüm dünyada 300 milyona yakın. Globalde espor, geçen yılın rakamlarına göre 1.8 milyar dolarlık bir pazara sahip. Espor gelirlerinin yüzde 74’ü reklamlardan ve sponsor anlaşmalarından elde ediliyor ve en büyük pazar ise Asya.
Dünyanın ve Türkiye’nin ilk Espor filmi ‘İyi Oyun’ vizyondayken filmin yönetmeni Umut Aral ile Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Kültür Merkezi’nde buluşup ‘İyi Oyun’u, Espor kültürünü ve aralık ayında Netflix’te yayımlanacak olan üç bölümünü kendisinin yönettiği ‘Protector’ dizisini konuştuk.

‘İyi Oyun’ sadece esporla ilgilenen insanların anlayacağı bir film değil. Herkese hitap eden bir hikayesi ve anlatımı var.
Ana akım sinemayı seviyorum. Amerikalıların ‘entertainment’ dedikleri şey aslında. İngilizcede bu kelime çok şeyi karşılıyor. Sadece eğlence anlamına gelmiyor. Hem iyi vakit geçiriyorsunuz, hem içerik anlamında, yapım anlamında nitelikli birşey izleyeceğiniz anlamına geliyor. Amerika’da eğlence sineması denildiği zaman daha üst seviyede tutuluyor.
Bizde nasıl algılanıyor eğlence sineması sizce?
Bizde eğlence sineması denildiği zaman daha çok komediler akla geliyor. Bizim terimlerde bir eksikliğimiz var, bunlar da daha oturacak diye düşünüyorum. ‘İyi Oyun’ da bizim ‘eğlence sineması’ dediğimiz bir noktada yer alıyor. Dolayısıyla her yaştan insana hitap edebilecek bir film. Geçenlerde birisi “Tam bir Disney sineması izler gibiydim” şeklinde bir yorum yazmış. Gençlere de yetişkinlere de hitap edebilecek birşey var filmde. Bilgisayar oyunlarını hiç bilmeyenlere de hitap edebilecek bir film.
Siz peki gamer’lardan (oyuncu) çeşitli eleştiriler aldınız mı?
Rocky de ilk yapıldığında boksu iyi bilenler tarafından eleştiri almış bir filmdi. Öyle dövüşülür mü? Öyle guard alınır mı? gibi eleştirilerin hedefi olmuştu. Halbuki boks için yapılmış bir film değildi. ‘İyi Oyun’ için salt oyunla ilgili değerlendirme yaparak, karakterlerin oyun içinde verdikleri stratejik kararları eleştirenler oldu. Oyun içine girdiğimiz bir yerde her karakterin farklı özellikleri var. Buradaki bir yer eleştirildi. Futboldaki gibi defans oyuncusu gol atıyor gibi bir durum.

Bu arada ben anlayışla karşılıyorum oyunla ilgili gelebilecek eleştirileri. Böyle şeyler tartışılmalı. Bunlar çünkü bir filmin iyi yada kötü olması anlamına gelmiyor. Şöyle düşünelim birçok filmde doktor görüyoruz ve tıbbi terimler kullanılıyor. Hangimiz bu terimlere hakimiz veya buradaki hatalar nedeniyle filme kötü diyebilir miyiz? Bilim kurgu filmlerini düşünün. Bir anda kaptan bağırıyor mesela: “Proton kalkanlarını devreye sokmamız lazım!”. Şimdi siz onun neden bahsettiğini bilmiyorsunuz haliyle. Fakat bir dertleri olduğunu, onlara birilerinin saldırdığını vs. çıkarıyorsunuz bu diyalogtan. Verdiği komut dünyanın en saçma cümlesi dahi olsa bunun üzerine düşünmeyip kabul ediyorsunuz.
Oyunu bilenler hassas davranıyorlar çünkü oynadıkları oyunu ilk kez beyazperdede görüyorlar ve bu konudaki hassasiyetlerine saygı duyuyorum. Çünkü en az onlar kadar ben de vakit harcadım bu arada. Hem oynadım hem araştırdım. Canlı müsabakaları izledim, takip ettim. Etkinliklere katıldım.
Esporla ilgili misiniz, yoksa film size bir proje olarak mı geldi? diye soracaktım.
Film bana bir proje olarak geldi. Doruk Acar benimle görüşmek istediğini ve Esporla ilgili bir film yapmak istediğini söyledi. Fikir beni çok heyecanlandırdı. Çünkü ben de bir gamer’ım. Düzenli olarak her çıkan oyunu alırım. Senaryolu oyunları severim. Bu mesleki deformasyon olabilir. En basitinde oynarım. Sadece hikayesini görmek için oynarım aslına bakarsanız. Espor ve bilgisiyar oyunlarıyla ilgili bir film yapılacağı fikrini duyunca dedim ki: “Ben bu işi yapmak istiyorum.”
Süreç nasıl devam etti?
Film ben görüştüğüm sırada emekleme aşamasındaydı. Emre Siren’in yazdığı bir taslak hikaye vardı. Beraber oturduk; merkeze bir karakteri çektik. Onun etrafında diğer karakterleri ördük. Yaklaşık bir seneye yakın çalışması sürdü.
Espor filmi dünyada ilk ve bu film de sizin ilk filminiz. ‘Burada önemli birşey var’ diye işaret ediyorsunuz aslında, öyle değil mi?
Ben bu filmi yaparken aslında bütün dünya için yaptım. Ana tema olarak Esporu gerçekten merkeze alan ve ciddiye alan ilk film. Çok iyi belgeseller var. ‘Free To Play’, ‘Rise of the Esports Hero’ gibi… Bunlar çok iyi belgeseller. YouTube’ta bir belgesel serisi var ‘Good Game’ diye. ‘İyi Oyun’ filmi anlattığı sporu da ciddiye alan, geleceğe dair gençlere de umut kapısı olan bir film.

Sizce iyi bir gamer olabilmenin sırrı nedir? Esporda başarıyı getiren noktaları hangileri?
Gamer’larla çok vakit geçirdim. Neden buradalar ve neden burada kendilerini ifade ediyorlar diye gözlemleyebildim. Bir kere Espor denilen mevzu, spor dalı şu anda 100’den fazla ülkede kanunen kabul edilmiş durumda. Federasyonları kurulmuş. Bu sporun da kendine ait kuralları, nizamı var. Standart bir Espor takımında takım oyuncuları, koçları, takımın sahibi, beslenme uzmanı, psikolog ve sosyal medya uzmanı var.
Filmde de böyle bir ekip kuruluydu.
Filmde her şey olduğu gibi. Aslına bakarsanız çalıştıkları evin fantezi olması dışında filmdeki her şey çok gerçek. Günde 10-12 saat çalışıyorlar.
Filmde gamer’ların bilgisayar başından kalkıp ormanda gerçek zor koşullarda hayatta kalmaya çalıştıkları bir sahne vardı. Oyunu daha iyi anlayabilmek için bir çalışma gibi miydi, yoksa bu Espor’da gerçekten varolan bir çalışma şekli mi?
O aslında benim Özer karakterini geliştirirken kurduğum birşeydi. Oyun tamamen ormanda geçiyor. Dolayısıyla çocukların beşinin birden ormanda varolmaları ve engellere karşı mücadele ediyor olmaları ve takım ruhunu geliştiriyor olmaları görsellik anlamında iyi geldi. Bir de şöyle bir durum da var zaten. Espor yapanların hepsi dışarda fiziksel aktivite de yapıyorlar.

Çok statik bir spor çünkü.
10-12 saat boyunca çok iyi tasarlanmış koltuklarda oturuyorsunuz. Normal bir koltukta o kadar saat oturamazsınız. El, göz ve refleks becerileriniz, strateji beceriniz ve ekiple beraber hareket edebilme yeteneğiniz olmalı. Çok hızlı karar vermek gereken bir spor. Bütün bunların olabilmesi için sağlıklı bir vücuda sahip olmak gerekir. Statik bir spor evet. Bahsettiğim belgesellerde de anlatılıyor. Uzakdoğu’daki oyuncuların çoğu meditasyon yapıyor. Nefes egzerzisi yapıyorlar.
Filmde de gösterilen İstanbul’da binlerce gencin katıldığı bir turnuva düzenlenmiş. Türkiye’deki ilgi nasıl?
Evet dünyada rakamlar çok büyük. 14 milyon dolarlık bir turnuva var mesela. İkinci gelen takım 5 milyon dolar kazanıyor, öyle düşünün. Müthiş transfer ücretleri var. Türkiye’de durum iyi. Senelik 100 bin TL gibi bir kazançtan başlıyor. 1 milyona kadar kazanan gençler var. Lisanslı olarak bir takımın üyesi olan arkadaşlar var.
Filmde oynanan oyun ‘League of Legends’ değil mi?
Evet, Türkiye’de üç buçuk milyon oynayıcısı var. Amerikan menşeli bir oyun. Dolayısıyla bilinirlik anlamında çok göz önünde. Bunun lisansını almak yapımcılık başarısıydı. Onlar yurtdışını bir şekilde ikna ettiler. Çok ciddi kırmızı çizgileri vardı çünkü.
Nelerdi bunlar?
Kullanım süre sınırı verdiler mesela. Bir de senaryo aşamasında bu bir oyun filmi değildi. Onlar dediler ki biz bu hassasiyetinize katılıyoruz. Yani insanları film boyunca oyuna boğarak sıkıcı hale getirmeyelim. Oyuna dair fikir verelim, bir lezzet oluşturalım dedik.
Filmi oyuna boğmama fikri iyi olmuş.
Oyun oynayanlar da çok az oyun kullanmışsınız diyor mesela. Bu çok yeni bir film. Örneği yok, benzeri yok. Daha önce Türk sinemasında yapılmamış birşey. Seyircinin ilkleri kabul etmesi kolay olmaz. Çok fazla oyun olsaydı oyunla alakası olmayan kişiler için sıkıcı oldu. Bitcoin eskiden çok az kişinin konuştuğu bir şeydi, sonra bir bakıldıki kıraathanelere kadar inmiş. Espor da aslına bakarsanız şu anda belli bir çevrede konuşuluyor.

Esporla ilgilenenler bildiğiniz profesyonel sporcular. Bir sene boyunca bir turnuvaya hazırlanıyorlar. Ligleri, kampları var. Türkiye’de Espor yapan sporcular giydikleri formalara futbolcu forması gibi reklam alıyorlar.
Siz de filme hayli reklam almışsınız.
Biz de aldık. Film öyle varoldu. Böyle bir durum da var tabii. Şu anda gişedeki diğer filmlere baktığımızda ‘Müslüm’ gibi herkesin bildiği bir karakterle yarışıyor. Çünkü Espor denildiğinde hala yüzde 9’u “O ne?” diye soruyor. Çoğunluk iddia ile alakalı bir şey mi diye soruyorlar. Niş bir iş.
Oyuncular arasında YouTuber bir oyuncu da var. Artık sosyal medyadan da oyuncular çıkabiliyor.
Ailelerin sevdiği bir YouTuber Orkun Işıtmak. Güvenli yayınlar yapıyor. Kendi gençliğimde televizyonda görmeye alışık olduğum içerikler üretiyor. Orkun da gamer aynı zamanda. İyi bir bağlantı oldu. Bir taraf çok sahipleniyor YouTuber’ları, bir taraf reddediyor. Artık YouTube’tan starlar çıkıyor. Orkun “Ben oyunculuk yapmak istiyorum” diye geldi ve dedi ki “Ben her şeyimle size emanetim. Beni yönlendirin.” Eğitim almasına yardımcı olduk. Diğer arkadaşları ona yardımcı oldu. Sahneleri beraber çalıştılar. Sabahlara kadar seti olmamasına rağmen bizle kaldı.
İnsanlar bilgisayar oyunu oynayan birini neden izliyor sizce?
New York Times da bir makale vardı. Insanlar artık başkalarının oynadığı oyunu izlemeyi seviyor diye. Ben de izliyorum açıkçası. Düzenli olmasa da. Bir yere takıldıysam izliyorum. Eskiden oynadığım oyunlar var, onları hatırlamak için de başkası oynarken izliyorum.
Bunun psikolojisi nasıl açıklanır acaba?
Futbol gibi düşünün. Sadece stadyumda izlenmiyor, binlerce insan başka şekillerde takip ediyor maçları. Aslında çok benzer birşey.

Sadece oyunu bilen insanlar için sürükleyici değil mi?
Aslında hiç bilmeseniz de izleyebilirsiniz. Geçen yıl Ülker Arena’da bir etkinlik düzenlendi mesela. 13 bin biletli insan gelmiş. Oradaki etkinliği spikerle birlikte izlediğinizde herkese açık bir maç gibi olabiliyor. Orada kullanılan dil nedeniyle kazananın kaybedeni anlamak kolay oluyor.
Seyri güzel, herkes tarafından takip edilebilir bir spor olduğunu düşünüyorsunuz.
‘League of Legends’ takip edilebilir. Başka oyunlar da daha detaylı olabiliyor. Onları takip etmek zor. Basketbol maçlarının da oyunları var. FIFA turnuvaları var. Onlar oynarken biz izliyoruz.
Bu arada siz bir de Netflix ile çalışıyorsunuz. Aralıkta gösterilmesi beklenen ‘Protector’ dizinin yönetmenlerinden birisiniz. Netflix yönetmeni nasıl olunuyor?
Biz Türkiye’de Netflix ile çalışan dört yönetmeniz. Benim için Netflix ile çalışmaya başlama süreci çok enteresan oldu. Bütün meslektaşlarım için böyle olmuş mudur bilmiyorum ama benim için şöyle oldu. Netflix’in Türkiye’de bir proje yapacağını duyduğumda “Benim bu proje içinde olmam gerek” dedim.

Önce ‘Karakalem’ romanını aldım okudum. Yazarını İpek hanımı (Gökdel) tanıyordum. Bir sunum hazırladım. Karakterleri vs içeren kuvvetli, İngilizce bir sunum hazırladım. Doğru bir bağlantı aramaya başladım. Bir gün telefon geldi. İnternet üzerinden görüşme yaptık. Sunuma çok şaşırdıklarını söylediler. Bir süre görüşme yaptık sonrasında da. Çok ince eleyip sık dokuyorlar. Projenin içinde Can Evrenol ve Gönenç Uyanık da var. Biz ilk sezonun üç yönetmeni olarak başladık.
Netflix ile çalışırken nasıl bir sistemle karşılaştınız?
Tam bir Amerikan sistemi. Standart dizilerde artık yönetmenler üç bölüm, iki bölüm çekiyor. Bence mükemmel bir sistem. Yönetmenler kendi sorumlu oldukları bölümler için maksimum katkı sağlıyorlar. 15 bölüm enerji harcayacağıma üç bölüm üzerine odaklanmak daha mantıklı. Ben çektikten sonra kurguma gidip vakit harcayabiliyorum ve verimli bölümler üretiliyor. Çok dinamik çalışıyorlar.
Siz ‘Protector’un hangi bölümleri çektiniz?
Ben dört, beş ve altıncı bölümlerini çektim.