FREDERIKE GEERDINK
Son birkaç gün Muğla’nın Fethiye ilçesindeydim. Ramazan’ın başlaması dolayısıyla bir Hollanda radyosuna program yapmak için turistik beldelerden birine gitmem gerekiyordu; Hollandalı bir arkadaşım orada yaşadığından ve uzun süredir görüşmediğimizden Fethiye’yi seçtim. Birkaç günlüğüne farklı bir ülkedeymişim izlenimi yarattı bu seyahat. Buna şaşırabilirsiniz fakat, kendimi Fethiye’de Diyarbakır’da olduğumdan daha az özgür hissettim.
Yüzeysel bir biçimde değil tabii. Zira Fethiye’de istediğiniz gibi giyinebilir, istediğiniz içkiyi istediğiniz mekanda içebilirsiniz, etrafta başörtülü kadınlara nadiren rastlarsınız, sahil ve güneş size özgürlük hissi verecektir. Ama bunların tümü görüntüden ibaret.
Kutuplaşma çok net
Kasettiğim şey, ortam. Fethiye çok milliyetçi; MHP’den DP’ye geçen, HDP’nin ilçede büro açmasına açıkça karşı gelmiş bir belediye başkanı var. İlçede HDP tabelasının indirilmesini ve yerel seçim kampanyasının başlarında parti ofisini kalabalıkların kuşatmasını hatırlayın. Fethiye tabii ki bunların olduğu tek yer değildi, Türkiye’nin birçok şehrinde benzer olaylar yaşandı, ki bu da benim iddiamı güçlendiren bir nokta.

Milliyetçiliğin yanı sıra burada Türkiye’nin her yerinde görülen kutuplaşma da mevcut. Kendi meyve suyu standını işleten ve oruç tutan orta yaşlı bir adamla konuştum. Onunla söyleşi yaptıktan sonra, orada sigara ve su içerek oturan aynı yaş grubundan erkeklerle konuşma fırsatı buldum. Neden oruç tutmadıklarını sorduğumda heyecanlı bir tartışma başladı.
Bir tanesi Erdoğan’dan ve başbakanın toplum üzerinde kurduğu dini baskıdan nefret ettiğini söyledi: “Midemde sorun var ama olmasaydı bile sadece Erdoğan’ı protesto etmek için oruç tutmazdım.” Bir başkası, “Biliyor musunuz Ramazan çok pahalı. Ben sadece basit gıdalar alabiliyorum ama insanlar Ramazan’da her türlü pahalı gıdaya para harcıyor.”
Bunları söylerken gülüyordu, ciddi olmadığı belliydi, aynı zamanda bir Yeni Şafak okuru olan meyve suyu satıcısı bunu duydu ve yanıt verdi: “Orucunu kavun, peynir ve ekmekle bozabilirsin.” Adam buna şöyle yanıt verdi: “Rakı demeyi unuttun!” Meyve suyu satıcısı bunu hiç komik bulmadı, kızgın kızgın ona baktı ve adamların “komünistler!” ve “köpekler!” olduğuna karar verdi. Diğerleri tepki vermedi ama sadece kendilerini kontrol ettikleri için; birkaçının gerçekten çok rahatsız olduğunu görebiliyordum.
Dindarlar, Kemalistler, Kürtler…

Türkiye’ye hoş geldiniz. Dindarlarla Kemalistler birbirlerine karşı; ve bu iki kesimin çoğunluğu Kürtler söz konusu olduğunda ortak biçimde hala terörizm anlatısına kapılıyor. Nerede oturduğumu soran bir adama gerçeği söyleyerek ‘Diyarbakır’ dediğimde, beni güneydoğuda çok fazla Kürdün yaşamadığına, yaşayanların da ‘hain köpekler’ olduğuna ikna etmeye çalıştı. İskambil oynayan adamlar bana nerede oturduğumu sorduklarında ‘Üsküdar’ demeye karar verdim – o güne kadar Kemalistlerle Kürtler hakkında yeterince tartışmaya girmiştim ve bundan mümkün olduğunca kaçınmaya çalışıyordum.
Diyarbakır’da dindar olmamak sorun değil
Bütün bunların ardından Diyarbakır’a geri döndüm ve deneyimimin bir başka ülkeye ziyaret hissi verdiğini Twitter’da paylaştım. Güneydoğuda Kemalizm yok. Ve Kürtlerin genelde çok dindar olmasına karşın Diyarbakır’da ve diğer illerde dindar olmadığımı söylemekten rahatsızlık duymadım. ‘Ben insanlığa inanıyorum’, burada genellikle kabul edilebilir bir yanıt din konusunda. Tecrübeme göre Türkler ‘herkesin Türk ve Müslüman’ olduğu ‘gerçeği’yle yetiştirildikleri için daha az esnek. Bir Türk sorduğunda genellikle ‘ailem Katolik’ diyorum ve bu, bir yabancı için kabul edilebilir bir durum.
Bu, Kürt ve Türk milliyetçiliği arasındaki fark için iyi bir ipucu. Bir takipçi tweetime tepki göstererek güneydoğuyu başka bir ülke olarak görmenin tehlikeli olduğunu söyledi, bunun milliyetçilik olduğunu ve milliyetçiliğin hiçbir zaman iyi olmadığını yazdı. Bu çok dar bir algı.
Dışlanan dışlanana…
Türk milliyetçiliği Müslüman ama Türk olmayanları (Kürtler ve mesela Arapları bile) zorla Türk kavramının içinde gören ama Türk ve Müslüman olmayanları (Rumlar ve Ermeniler gibi) aynı şiddetle dışlayan bir tanıma sahip. Geçen yüzyılda şahit olunduğu üzere, Atatürk’ün Türk milliyetçiliğini yaratmasından bu yana, bu tarif sorunların temel nedeni. Kürtler Türk olmalı ama Rumlar ve özellikle Ermeniler tanım gereği hiçbir zaman güvenilir Türk vatandaşı olamaz. Hem dahil edilen, hem de dışlanan bütün grup üyeleri öldürüldü, dışlandı, baskı altında tutuldu; hiçbir zaman kimlikleriyle kabul edilmediler ve her zaman baskı gördüler.
Kürt milliyetçiliği daha kapsayıcı
Bunu Kürt milliyetçiliğinde görmüyorum. Bazıları BDP/HDP ve MHP’nin aynı madalyonun iki yüzü olduğunu söylüyor, fakat bu görüşün temelinde bilgisizlik yatıyor. Kürt milliyetçiliği ne kimseyi zorla içine alıyor, ne de kimseyi dışarıda bırakıyor. Türkiye’deki Kürt milliyetçiliği (Öcalan’ın ve takipçisi milyonların söylemine göre) bugünlerde bir devlet özlemi dahi içermiyor. Silahlı mücadelenin 30 yıl önce başlamasından bu yana güçlü bir Kürt kimliği inşa edildi fakat diğerlerinin kendilerine Kürt demesi talebi hiçbir zaman bunun bir parçası olmadı.
Tam tersine Kürt milliyetçiliği pozitif anlamda kapsayıcı: Kimliğinden bağımsız herkes daha demokrat bir toplumun parçası olabilir. Beğenseniz de beğenmeseniz de şu aralar HDP’de Türk soluyla birleşmeye çalışan Kürt hareketi bu açıdan kapsayıcı olan tek siyasi hareket. Bu açıdan da Türk milliyetçiliğinden temelde farklı.
İki farklı dünya
Bu yüzden evet, Fethiye’den Diyarbakır’a gitmek bana bir dünyadan diğerine geçmek gibi geliyor. Kökeninde gerilim taşıyan bir toplumdan gerçek bir demokrasi kurmaya samimiyetle uğraşan diğerine… Evet Kürt halkının daha uzun bir yolu olduğunu biliyorum, özellikle bu hafta sonu İstanbul’da yapılan LGBT Onur Yürüyüşünü düşündüğümde.
Diyarbakır’da yaşayan LGBT arkadaşım yürüyüşe katılmak için oradaydı ve ilk kez eyleme katılacağından çok gergindi, Diyarbakır’da bu yüzden öldürülebileceğinden kimliği tamamen gizliydi. Fakat siz Türk-milliyetçi partilerden herhangi birinin (AKP, CHP, MHP) LGBT hakları için uğraştığını gördünüz mü? Sadece HDP cinsel farklılıkları açıkça ve koşulsuz desteklemeyi göze alabiliyor – bu da kapsayıcılığın iyi bir örneği.
Fethiye’den ayrıldığımda yeni tanıştığım birkaç kişiye hoşçakalın dedim. Bunlardan biri çok rahat ve açık izlenimi yaratmıştı bende ve nereye gittiğimi sordu bana. Ben de dürüst olmayı denemeye karar verdim: ‘Diyarbakır.’ Yanıtı: ‘Neden? Öldürülmek mi istiyorsunuz?’ Bu yanıtı alacağımı tahmin etmeiş olmam gerekirdi.