Çünkü doğu emperyalizmi (Rusya, Çin) ve bölgedeki şeyhliklerden, emirliklerden gelen ve gelebilecek destekler, ihtiyaç olanla kıyaslandığında “devede kulak” değildir. Dahası bu “alternatifler”in Türkiye’nin borçlu olduğu uluslararası sermaye odakları için Türkiye’nin kiredibilitesini artıran bir etkisi de yoktur. Bu yüzden de şu anda ihtiyaç olunan şey; sadece “şu kadar milyar dolar destek bulduk” hamasetlerinin de ötesinde, 500 milyar dolara yaklaşan dış borcun yeniden yapılandırılmasını sağlayacak “itibar”dır! Bu da ancak Erdoğan yönetiminin, batılı kreditörlerin güvenini kazanacak bir pozisyon tutmasıyla olanaklıdır.
Erdoğan yönetiminin, şimdi rotayı AB’ye çevirmesinin arkasındaki gerçek de batılı finans merkezlerinin desteğini sağlayacak bir mevzi tutma ihtiyacıdır.
Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ekonomik krizi, ABD’nin Türkiye’ye açtığı “ekonomik savaş”la izah eden Erdoğan yönetimi, AB’yi de “ABD’ye karşı alternatifler” arasında, hatta başında gösteriyor. Ancak, AB ile ABD aynı ekonomik sistemin parçalarıdır ve bu sistem başında IMF’nin olduğu uluslararası finans merkezlerinin sistemidir. Bu yüzden de Türkiye’deki ekonomik krizin çözümü için hem ABD hem de AB aynı merkezi gösterecektir: IMF!
Nitekim Almanya ve Fransa daha şimdiden Türkiye’ye IMF’ye başvurmasını tavsiye ediyorlar.