'Kırmızı fularlı kız'a sahip çıkamadık
'

Mustafa Domaniç
Mustafa Domaniç
Şikago Üniversitesi Ekonomi Bölümünden mezun olan Mustafa Domaniç sırasıyla Şikago, Londra, İstanbul ve Dubai’de finans sektörünün farklı alanlarında çalışmıştır. Halen banka ve diğer finansal kuruluşlara danışmanlık vermektedir. 2005 yılından beri çeşitli bloglarda siyaset ve ekonomi üzerine yazılar yazan Mustafa Domaniç, 2007-2008 yılları arasında Washington Post News Week editörlerinden Fareed Zakaria ve David Ignatius’un yönettiği PostGlobal platformunda panelist olarak yazılarını yayınlamıştır.

 

mustafadomanicMUSTAFA DOMANİÇ

mustafa.domanic.diken@gmail.com

Kırmızı fular takıp protesto eylemine katılmak ‘suç’uyla 98 yıla kadar hapsi istenen Ayşe Deniz Karacagil’in PKK’ya katılma kararı verdiği haberini büyük bir üzüntüyle okudum.

“Hapishanede yazdıklarım kadar kolay olmuyor. Size üzülmeyin diyemiyorum […] Beni anlayacağınızı düşünüyorum” diye yazıp doğum gününde ailesine veda etmiş.

Popülist bir diktatör, derin bir devlet

Seni anlıyorum Deniz. Kafka’nın ‘Dava’ romanından fırlamış bir sürecin içinde, popülist bir diktatör ve alanını her gün özgürlüklere karşı biraz daha genişleten derin bir devletin karşısında mücadele etmek istemeni anlıyorum.

ayse deniz karacagil (1)

Cezaevinde kaldığı sırada sebepsiz yere nakledilip PKK’lı gerillalarla geçirdiği üç ay sonrasında örgüte katılma kararı vermiş. Annesi Deniz’i Türkiye’nin kaybettiğini söylüyor. Türkiye’de adalete inanmadığı için kızının verdiği kararın arkasında. “Deniz sonuçlarına hazır” demiş.

Peki, niye üzülüyorum?

Açıkçası Deniz için üzülmüyorum, o kendi yolunu çizdi. Bu yoldan gitmeyi tercih eden binlerce PKK’lı gibi.

Ben, bize üzülüyorum

Ben Deniz’i kaybettiğimiz için bize üzülüyorum.

Hiç korkusuzca, adaletin olmadığını bilmesine rağmen mahkemeye tokat gibi savunma yapabilen bu kızın bize verebileceklerini kaybettik. Ona mücadelesini sürdürebileceği platformu veremedik. Arkasında duramadık. O müthiş heyecanını ve idealizmini kullanamadık.

Deniz’e sahip çıkamadık

Geçen haftalarda Gezi hareketinin kendi kurumlarını oluşturması gerektiğinden bahsetmiştim. İşte o kurumlar bir senenin sonunda yerinde olmalı, Deniz’e sahip çıkmalıydı.

Deniz’in davasında yüzlerce müdahil avukat olmalıydı mesela. Çıktığında sesini duyurabileceği mecralar, enerjisini kullanabileceği örgütlü bir mücadele, belki bir siyasi parti, belki dayanışma dernekleri…

Bunların hiçbirinin olmadığını gördükçe üzüldüm. Taksim Dayanışması sonucu belli bir eylem çağırısıyla misyonunu tamamladığını zaten gösterdi. Çağdaş Hukukçular, Tabipler Birliği gibi bazı STK’lar cılız bir mücadeleye devam ediyor.

Ya Işıtan?

lise

Aynı hafta içinde İzmit Gazi Anadolu Lisesi birincisi Işıtan Önder mezuniyet konuşmasında Gezi olaylarına değindiği için unvanı elinden alındı. YÖK’ten korkmadan Işıtan’a burs önerecek bir kurumun çıkmasını umardım ama çıkmayacağını biliyordum. Işıtan umarım cesaretinin bedelini yalnız ödemez.

 Temeli atmadan ‘çatı’yı tartışmaya hiç gerek yok

Örgütlenme ve kurumlaşma uzun vadede kendi tercihlerimizi koruyabilmemiz için atmamız gereken temelin yapı taşları. Bu temeli atmadan ‘çatı’yı tartışmaya hiç gerek yok…