Merkez Bankası faizini 18’lere çekemezsiniz. Aksi halde o bankalara bir yandan büyük bir görev zararı yazdırır, diğer yandan da onları yurt dışında fahiş faiz oranlarına mahkum edersiniz. Buna karşılık faizi olması gereken yere çektiğinizde de popülizmden vazgeçmek durumunda kalır ve belki de seçimi kaybedersiniz.
Dolayısıyla gerçekçi bir beklenti olarak, belki de seçimlere kadar faize dokunulmayacak ve bu da döviz sepetini 5.50’ye doğru çekecek. İdari açıdan da rahatlama beklenmemeli… Erdoğan Merkez Bankası’nın ‘bağımsız’ olduğunu söylüyor ama hükümetin politikasını desteklemesi gerektiğini de vurguluyor. Sorun şu ki hükümetin politikası düpedüz yanlış ve Merkez o yanlışa razı geliyor. Nitekim Erdoğan Londra’da 24 Haziran sonrası ekonominin dizginlerini eline alacağını söylediğinde, piyasa en rasyonel tepkiyi vermiş ve döviz bir anda yüzde 3 yükselmişti.
İşler o hale gelmiş durumda ki, akılcı bir önerme olarak hükümet ile Merkez arasında ‘koordinasyon’ olması gerektiği söylendiğinde bile, bunu duyanlar hükümetin Merkez üzerinde baskı kuracağını öngörüyorlar. Yapılan yanlışlar her geçen gün ekonomi yönetiminde daha dramatik bir idari ve politik değişim ihtiyacını ortaya çıkarıyor.