Çiğdem Toker: Rekabet hukuku açısından yapılacak değerlendirme önümüzdeki günlerin temel konusudur

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Potansiyel diyorum, çünkü devir henüz “ön protokol” aşamasında. Konuya dair çok şey yazıldı, yazılıyor. En az tartışılan ise aslında sorunun başladığı yer:
Ölçek. Sorun, bir medya grubunun bu kadar büyüyebilmiş olmasında başlıyor.

(Ankara bürosunda aralıksız 15 yıl ekonomi muhabirliği yaptığım ve iki ay sonra 70. yaşını kutlayacak olan Hürriyet gazetesi, kapısından içeriye adım attığımda yalnızca kendisinden ibaretti. Ne CNN Türk vardı, ne Kanal D, ne Posta, ne Daily News. Ve tabii ne Petrol Ofisi, ne elektrik dağıtım ihaleleri.)

Medya patronlarının 90’ların ikinci yarısından itibaren başlayan kamu ihalelerinden pay alma hevesinin, gazetecilik faaliyetini iktidar karşısında kırılgan hale getirdiğini görmezlikten gelemeyiz.

Yine de bugünün güncel ve öncelikli konusu, bu ölçekteki bir devrin, yürürlükteki yasalara göre nasıl gerçekleşeceğidir. Konu, göründüğünden komplike seyredebilir.

Hatırlatma: Bundan tam 10 yıl önce, 750 milyon dolar Halkbank-Vakıfbank kredileri kullanarak “sattırılan” Sabah+atv’nin bir de Katarlı ortağı vardı. (Önce Al Wasaeel, sonra da Lusail diye açıklandı.) 350 milyon dolar vererek grubun yüzde 25 hissedarı olan ortak birkaç yıl sonra “çıkarken” Rekabet Kurulu’na bildirimde bulunmuş, bu bildirim Kurul’un sitesinde yayımlanmıştı.
Özetle: Satışın finansmanı, bankacılık ve Rekabet Hukuku açısından yapılacak değerlendirme, önümüzdeki günlerin temel konusudur.

Çiğdem Toker’in yazısı