Şimdi ne hazindir ki bu topraklar için büyük bir anlam ifade eden ‘Milli duruş’u adeta bir ırk yarışına dönüştürerek, en büyük zenginliğimiz olan kültürel ve sanatsal çeşitliliğe karşı adeta bir fanatizm seferberliği başlatmış durumdayız.
Galiba milliyetçi fanatizm kazanıyor, dindarlar olarak bu sınavı kaybediyoruz. Oysa biliyoruz ki, bir insanın anne ve babasını sevmesi kadar doğduğu ülkeyi, kültürünü, geleneklerini ve devraldığı tarihsel mirası sevmesi de o kadar doğaldır. Bu yaratılışın da bir hikmetidir. Ancak bir Müslümanın etnik temele dayalı kavmiyetçilik yapması dinin, aklın ve mantığın kabul edebileceği bir durum değildir. Unutmamak gerekiyor ki etnik milliyetçilik, dünyanın en ilkel düşünce biçimidir.
Maalesef bugün dindar camiada yer alan sanat-edebiyat insanlarının önemli bir bölümü, bu kavmiyetçi ruh haline teslim olmuş bulunuyorlar. Yani, İslamcı entelektüel camianın yıllardır adeta tırnaklarıyla kazıyarak bugünlere getirdiği kültürel ve sanatsal çeşitliliğin aydınlık yüzünü terkedip, kavmiyetçiliğin kirli yüzünü tercih ediyorlar. Çok yazık…