Kıssadan hisse, siyasetin boşluk kaldırmayacağıdır… Bir ülkede iktidar ve ana muhalefetin aynı anda toplumsal dinamiklerin ‘ruhunu’ elinden kaçırması halinde, ufak bir partinin o ana dek önemsenmeyen lideri birden umut ışığı doğurabiliyor. Ancak siyasette boşluğun olması, onu kimin dolduracağını belirlemiyor. Boşluğun nerede olduğunu ve niteliğini de doğru saptamak gerekiyor. Ama bu da yeterli değil…
İçinde olduğunuz kurumun ve dayandığınız tabanın da sizinle aynı hassasiyete sahip olması lazım. İşte Karamollaoğlu’nun avantajı bu ve ‘sahiciliği’ de buradan geliyor. Çünkü Saadet Partisi de zaman içinde törpülendi, öğrendi ve değişti. İdeolojik katılıklarını atabilmiş olduğunu söyleyemeyiz… Ama demokrasi konusunda daha evrensel bir standarda geldiklerini de görmezlikten gelemeyiz.
Anketlerde öyle gözükmese bile, birçok gözlemci seçim realitesi ile karşı karşıya kalındığında SP’nin rahatlıkla yüzde 5’in üzerine çıkabileceğini düşünüyor. Bu öngörünün ardında iktidar ve muhalefetin yarattığı siyasi boşluğun doldurulma eğilimine yönelik bir beklenti var. Normalleşme dürtüsünün ağır bastığı bir konjonktürde, SP’nin ‘rahatlatıcı’ bir soluk oluşturabileceğini tahmin ediyorlar.