Cehaletin sürekliliği bir mecburiyettir, aksi halde altı yedi ay önce “Hezimet” dediğiniz Lozan’dan bugün “Destan” diye söz ettiğinizde birileri yüksek sesle “Nasıl yani” diyecektir, aksi halde altı yedi ay önce Misak-ı Milli haritalarını açıp “Bizimdir” dediğiniz, tapusunun Abdülhamit’te olduğunu söylediğiniz ve kurtarılma operasyonunda “hem sahada hem masada” olacağınızı iddia ettiğiniz Musul için bugün “İmarına katkı yapabiliriz” açıklamasını yaptığınızda birileri yüksek sesle “Ne oldu sizin şu Musul işi” diyecektir.
Peki böyle nereye kadar gider? Cevap nettir, gitmez. Cumhuriyet gazetesi çalışanlarının yargılandığı 24 Temmuz sansürün kaldırıldığı gündür, çünkü o günden bir gün önce mutlakıyete son veren 1908 devrimi gerçeklemiştir ve yüz küsür yıl sonra yeniden “Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet” denmesi bir tesadüf değildir.
Her şey her şeyle ilişkilidir, evrim cihatla, cihat deve sidiğiyle, deve sidiği iki kişilik oda yasağıyla, iki kişilik oda yasağı Ensar’la, yoksulluk cehaletle, hafıza teslim olmamakla, zulüm direnişle, istibdat hürriyetle…
Hiçbir şey tesadüf değildir ve her şey her şeyle ilişkilidir, tam da bu yüzden, böyle gelmiş böyle gitmeyecektir!