Bir türlü yürümeyen 17 ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları, Hükümet’e isnat edilen sistemli ve kapsamlı rüşvet iddialarını içeriyordu. Tamamı, kamu otoritesinin “yolsuz” kullanımına dairdi. Meclis’te görüşülen dört bakanla ilgili fezlekeler ise bu büyük tezgâhın kenarından, köşesinden “tesadüfen” kişisel hesaplara düşen “küçük” rüşvet iddialarını soruşturuyor.
Tablo biraz tuhaf. Şayet iddialar doğru ise, siyaset ve bürokrasi dünyamızın rüşvet konusunda bugüne kadar geliştirmiş olduğu usuller ve teamüller köklü bir değişime uğramış. Tedbir ve dikkat hiç yok; cesaret ise fütursuzca savunmada kendini gösteriyor. Bir bakanın, dış açığı kapatmak için birlikte vatanseverce operasyon yaptığı işadamından, hasta yakınına kanser ilacı getirtir gibi pahalı bir saati temin ettiğini söyleyebilmesi, tek başına bütün standartları kökten değiştirmiyor mu? Mesele gerçeğin kendisinde değil; bu savunmanın yapılabilmesinde. Öbür taraftan dinlemeler de nasıl olsa kanunsuz. Ne cesaret değil mi?
Normal olarak, hırsızların cesaretine değil, ülkeye egemen olan pervasızlığa ve kanunsuzluğa eğilmemiz lâzım. Başbakan yolsuzluk soruşturmalarına karşı kükreyince, kedilerin miyavlayarak taklit etmesi doğal değil mi?