İktidar çevrelerinin canını Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck kadar, belki ondan da fazla acıtan Freedom House’un (Özgürlük Evi), Türkiye’yi basın özgürlüğü konusunda ‘küme düşürmesi’ oldu.
… AKP iktidarı, bir süredir AB’yi pek sallamıyor görünüyor ama ‘iktidar bekası’ açısından ABD’yi kamuoyunda efelenmesi ne olursa olsun, pek önemsiyor.
… Freedom House’un çok kısa bir süre önce ‘Democracy in Crisis: Corruption, Media and Power in Turkey’ (Krizdeki Demokrasi: Türkiye’de Yolsuzluk, Medya ve İktidar) başlıklı yirmi sayfalık bir raporu yayımlandı. Basın özgürlüğünde ‘küme düşeceği’nin tüm işaretleri orada vardı. Ne Davutoğlu ne de AKP’nin ‘maaşlı medya memurları’ ile ‘kullanışlı aptallar’ ona uyanabildiler.
Rapor, Kasım 2013’te Türkiye’ye gelip ‘yerinde inceleme yapan’ beş kişinin imzasını taşıyordu. Andrew Finkel, Nate Schenkkan; ayrıca Freedom House’un Avrasya programları direktörü Susan Corke, eski NYT’ve WSJ’li Carla Anne Robins ve Freedom House Başkanı David Kramer. Kramer, 2008-2009’da Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı. Yani, Obama’nın Tayyip Erdoğan ile arasından su sızmadığı ilk döneminde, Hillary Clinton’ın yardımcısı. ABD ve Avrupa’da yani Batı’da Türkiye’ye karşı bir ‘algı operasyonu’ yapıldığı iddiasını ortaya atıp, ‘otokratik yapılar’a has bildik bir ‘milli birlik ve beraberlik’ peşinde koşmanın bir faydası yok.
ABD ve Avrupa’daki Türkiye algısı, olumludan olumsuza niçin kısa süre içinde değişti? Bunda iktidarın payı nedir? Bunlara kafa yormakta yarar var.
Ve tabii, ‘demokrasi ve özgürlükler açığı’nı kapatmakta. Zira bu ‘açık’ Türkiye’yi batıracak kadar tehlikeli.