BURAK KILIÇ
Çok tuhaf çizgilerimiz var. Örneğin; balıkçı, manav, muhasebeci siyaset konuşabilir ama televizyonda sıkça görünen kişi konuşamaz; ‘Orda bi duracan hemşerim.’
Futbolcunun da sanatçının da en az manav kadar siyaset konuşmaya, atıp tutmaya hakkı var. Bundan sebep, başlatılan ‘Evet’ kampanyasına karşı yapılan ‘Sporla siyaset karışmamalı’ eleştirisi en hafif haliyle riyakarlıktır. İsteyen istediğini der efendim. Lütfen de desin zaten. Diyemediği için değil mi bunca sıkışmışlık.
‘Los Galacticos’umuz özgürlüğün tadını çıkarıyor
Geçen hafta Rıdvan Dilmen’in pasıyla başlayan politik akın organize bir atağa dönüştü. Kanatlar, merkez, ileri uç ibadullah! yıldız dolu. Kenan Sofuoğlu’ndan Göksel Gümüşdağ’a, Arda’ya Burak’a, Hido’ya, Töre’ye uzanan ‘Los Galacticos’umuz ‘özgürlüğün tadı’nı doyasıya çıkarıyor. Henüz faal olarak sporun içinde olup da ‘Hayır’ diyen çıkmadı.
Olsun.
Susmak da tercihtir. Sadece bunca fikir beyanının içinde yıldızlarımızdan naçizane birkaç beklentim olacak.
Sayın Rıdvan Dilmen’den ve Göksel Gümüşdağ’dan, devletin ayırdığı çılgın bütçe arttıkça, boşalan tribünlerin şaşı endeksi hakkında,
Sayın Hidayet Türkoğlu’ndan, boş geçen beden dersleri ve okullardaki spor teşviki hakkında,
Sayın Kenan Sofuoğlu’ndan -tövbe ihtiyacı olmayan- futbolun yerine, devlet desteğiyle aşama kaydedebilecek motor sporlarına yatırım yapılması hakkında, fikir beyan etmesini de beklerim.
Sayın Burak Yılmaz’dan, ‘güçlü Türkiye’mizin yeni anayasasında, kadına şiddetle ilgili ne tür maddelerin yer alması gerektiğini öğrenmek isterim mesela.
Keza sayın Gökhan Töre’den bireysel silahlanmanın gündelik yaşama yansıyan artı ve eksi yönleriyle ilgili bilgi almak isterim. Çok şey mi olur bilmiyorum ama ülkemize hayrı dokunmuş bunca ‘sayın’ın, branşlarının bekası ve toplumun sosyal yaşantısı için de telakki buyurmasını dilerim.
Yetiş ya Ali, yetiş ya Jackie
Tarihin işleyişi başka şeye benzemez. Sırtına mükerrer hikayeler yükler, karakterler giydirir. Kıyas gibi olmasın, sıkıştığın yerde arkaya bakacaksın. Zihinde ampul yakar.
Bunların ilki, tarihin en büyük sporcusu Muhammed Ali. ‘Punch’ı her şeye yetti onun. Yükseğe çıkmaktan, uçağa binmekten korktu ama bir binanın tepesinde, intihara teşebbüs etmiş bir genci hayata çekmekten alıkoymadı. Ringde rakiplerine kan kusturdu ama Vietnam’da kurşun sıkmaktan geri durdu. Bedeller ödedi. Her birini göze alarak, sakınmayarak. Savaşı reddettiği için hain ilan edilmekle kalmadı 5 yıl hapis yedi. Bu arada cebindeki parayı da kaybetti. Battı. Yine döndü. Adam daha tarih yazacak. Tıpkı üç kez kaybettiği dünya şampiyonluğunu, üç kez geri kazanması gibi.
Düşüncelerini, Müslümanlığını, siyahların haklarını savundu. Yumruğu efsaneleşmesine yetecekken, derdini dinledi. Kariyerini hiçe sayıp, haklı bulduğunun peşinden gitti. Ne ilginç ki ‘o hain asker kaçağı’, ülkesinin askerilerini Saddam’ın elinden kurtarmak için hasta haliyle ateşelik etti.
Jesse Owens, kendisini tarihin ilk spor-siyasi figürü kılan koşudan sonra Hitler’in karşısında durmaktan çekinmedi. Sonrasında başkanı Roosevelt onu makamında ağırlamaya layık görmedi ama tarih onun hakkını yıllar içinde teslim etti.
Jackie Robinson ise daha başka. Tek başına direndi. Canı, eşi, evi, her gün tehdit edilirken, beyazların liginde parladı. Beysboldaki parlak kariyeri için değil doğrularından vazgeçmediği için bu gün, her 15 Nisan’da tüm MLB oyuncuları onu anıyor.
Büyük insanların derdi olur.
Kolaylıkları değil, cesaretleri olur.
Menfaatleri değil ‘hayır’ları olur.
Not: Tunca Öğreten gazetecidir. Gazetecilik suç değildir.