“Bilindiği üzere ‘olağanüstü’ bir dönemden geçiyoruz. Ülkemiz zaten açık hapishaneye çevrilmişti, şimdi tüm ülke yüksek güvenlikli hapishane.” Bu satırlar, tutuklu Akil Nergüz’e ait. Aylardır onlarca mahpusun evlerinden, ailelerinden yüzlerce kilometre uzağa sürgün edildiğini anlatıyor mektubunda. Üstelik her sürgün, yani hapishane değişikliği en az iki kez çıplak aramaya maruz kalmak, nakil aracında işkence görmek demek.
Son olarak, sürgün edilirlerken de slogan atınca, hapishane müdürü, gardiyanları göstererek ‘Taş gibi delikanlılarımız var’ diye tecavüz tehdidi savurmuş. (Tanıdık geldi mi?)
Bunca işkenceye neden maruz kaldılar peki? Talepleri karşılanmayınca hücrelerinde slogan attıkları için.
Talepleri ne mi? Kitap. Sadece kitap okumak istedikleri, kitapları verilmeyince de slogan attıkları için iki günde üç kez dövüldüler, sürgün edildiler. Sekiz kişi üç ayrı hapishaneye götürülmüş.
Yani, OHAL ilanı henüz toplumca idrak edilmemişken, hapishane idarelerince ezber edildi, kitap yasağı kondu ve direnenler ilk günden dövüldü. Üzerinden aylar ve çok yasaklar geçti ama belli ki, OHAL’in ilk yasağı kitaplara olmuş.