Dün Ankara Garı Katliamı’nın 1’inci Yıldönümü’ydü. 102 insanın “barış” için toplanıp paramparça edilişinin yıldönümü. Bir yılda bile ne çok şey olmuş, ne çok şey değişmiş. Değişmeyen şu: Dün “Şemdinli Katliamı”nın da 1’inci Günü’ydü!
Şöyle varsayabiliriz; bilmem çok mu yanlış olur: Eruh’ta “darbeci komutan emrinde” iken içeri atılmış uzman çavuş mesela, Şemdinli’deki araçta bulunsa şimdi “şehit” olacaktı belki… Şemdinli’deki araçta önceki gün şehit olan ise o gece bir komutan emriyle “kışladan çıkmış” olsa, belki “hain” sayılacaktı!
Bakar mısınız “cinnet ülkesi”ndeki pamuk ipliğine! Cennet ülkenin kesif cinnetidir bu! Kendini yiyip bitirmekten usanmayan ülkenin, bilhassa yoksul insanlarını kavuran cinnet.
Hâlâ tek umudumuz, tek çaremiz, tek yolumuz barış olabilir.
“Cemaat” deyip “FETÖ”de yanılmış bir iktidar…
“Barış” deyip “savaş”ta karar kılmış iktidar, çokbilmişliği, yanılmazlığı, tartışılmazlığı, mutlaklığı değil; her an özeleştiriyi, bu sorumluluğu, o umudu bu ülkeye borçlu.