Türkiye’nin dış politika alanındaki en büyük avantajlarından biri tarih boyunca hep jeo-stratejik konumu olmuştur. Ülkenin Ortadoğu’dan Balkanlar’a, Karadeniz’den, Akdeniz’e kadar dünyanın en nevraljik bir bölgesinde yer alması, uluslararası camianın kendisine özel bir önem vermesini sağlamıştır. Türkiye çoğu zaman bu imtiyazlı konumundan yararlanmış, dış ülkeler ihtilaflı hallerde dahi, onu kaybetmemeye veya yanlarına çekmeye gayret etmiştir.
Ama coğrafyanın avantaj sağlamadığı, aksine sıkıntı yarattığı haller de var. Bunun nedeni dünya siyasetindeki olumsuz konjonktür ya da izlenen yanlış politika olabilir. Halen bu bağlamda yaşanmakta olan bazı örnekler var. Bunlardan biri Suriye ile ilgili.
Suriye krizi çıktığı zaman Erdoğan hükümeti, Ortadoğu politikasındaki başarılarının verdiği özgüvenle, bu sorunu kendi inisiyatifi ile çözebileceğini ümit etmiş, fakat üstlendiği rol sonuç vermeyince Esad rejimine karşı tavır almıştır. O aşamada Batı Türkiye’nin sınır komşusu Suriye üzerindeki nüfuzuna güveniyordu.
Ama daha sonraki aşamalarda, Suriye’de iç savaş kızıştıkça Türkiye bu jeo-stratejik öneminin avantajından çok, sıkıntılarını hissetmeye başladı… Esas sorun, hükümetin Esad’ı devirmek amacıyla muhaliflere maddi-manevi destek sağlarken ortaya çıktı. Türkiye’nin arka çıktığı direnişçilerin safında yer alan El Kaide uzantısı radikal gruplar, bu kez kendi amaçlarını gerçekleştirmeye başladılar. Türk sınırına yakın bölgeleri ele geçirdiler, Reyhanlı’daki gibi eylemler düzenlediler.
Türkiye, ABD’den Rusya’ya ve bir kısım Arap ülkelerine kadar uluslararası camia tarafından cihatçı grupları desteklemekle suçlandı. Suriye’ye müdahale umutları yok olunca, Türkiye yalnızlığa düştü…