Gezi Parkı eylemlerinde Başbakan Tayyip Erdoğan’ı sultan kıyafetiyle bir divanda otururken resmeden The Economist, Başbakan’ın demokrat değil, sultan olduğuna kanaat getirdi.
The Economist, yerel seçim sonuçlarını ele aldığı başyazısında, ‘Bağışlayıcı ol, büyük Sultan‘ başlığını kullandı. Erdoğan’ın Atatürk gibi hatırlanmak istediğini yazan The Economist, “Öyleyse sadece geçen hafta kendisine destek verenlerin değil, tüm Türklerin çıkarlarını temsil etmek için çok daha fazlasını yapmalı” yorumunda bulundu.
Başyazının öne çıkan bölümleri şöyle:
‘Muhalifler şaşkın’
* Erdoğan, her açıdan bir zafer kazandı. Erdoğan bu seçimleri kendisi ve hükümeti için bir referanduma dönüştürmüştü. Anket şirketlerinin bile tahminlerinden daha çok oy alması muhaliflerini şaşkına çevirdi.

‘Demokratik yeterliliği zayıfladı’
* Fakat seçmen tabanı hâlâ güçlü olsa da, davranışları giderek otokratik bir hal aldığı için Erdoğan’ın demokratik yeterliliği zayıflamış görünüyor. Protesto gösterileri ve yolsuzluk iddialarının karşısında, Erdoğan toplanma ve ifade özgürlüğünün altını oydu. Fazla denetim mekanizması olmayan merkezi bir ülkede, Erdoğan yargı, güvenlik güçleri ve polis üzerindeki hükümet kontrolünü büyük ölçüde genişletti.
‘Azınlığı cezalandırıyor’

* Türkiye tüm bunların sonucunda, AKP’yle rakipleri, Anadolu’yla kozmopolitan Batı, dindarlarla laikler ve Sünni Müslümanlarla Aleviler arasında giderek kutuplaşıyor. Başbakan’ın otoriter eğilimleri sonucunda, çoğunluktan aldığı oyu azınlığı cezalandırma yetkisi gibi görmeye başladı. Önceki seçim zaferlerinden sonra bütün Türkler için çalışma sözü verirken, bu kez muhaliflerini ‘inlerine girmek’ ve bedel ödetmekle tehdit etti.
‘Ekonomi risk altında’
* İstikrarsız bir ülkede, böylesine bölücü söylemler tehlikelidir. 1990’lardaki kaosun ardından, Türkiye Erdoğan’ın yönetiminde 10 yıl boyu istikrarlı ve müreffeh bir dönem geçirdi. Bunun iki güçlü çıpası vardı: İlki, önce IMF sonrasında da mali piyasaların desteklediği sağlıklı makroekonomik politikaydı. Diğeri de, Erdoğan’ın Ekim 2005’te üyelik müzakerelerini başlattığı Avrupa Birliği’ne üye olma ihtimaliydi. Türkiye bugün bunların ikisini de kaybetme riskiyle karşı karşıya.
‘Yatırımcılar ihtiyatlı’
* Büyüme çoktandır ciddi biçimde yavaşlamış durumda. Yatırımcılar bütün gelişmekte olan ülkelere ihtiyatlı yaklaşıyor ve dünyanın en büyük cari hesap açıklarından birine sahip olan Türkiye özellikle kırılgan durumda. AKP’nin destekçileriyle muhalifleri arasındaki kavga, Türkiye’nin büyük ihtiyaç duyduğu yabancı yatırımcıların cesaretini kırabilir.
‘Bağımsız medyaya saldırıyor’
* AB üyeliği her zaman uzak ve belirsiz bir ihtimaldi fakat katılım müzakereleri suistimallere ket vurulması ve reform yönünde bir teşvik anlamına geliyordu. Fakat reformlar son aylarda durdu ve Erdoğan hukukun üstünlüğünün altını oyup bağımsız medyaya saldırmayı sürdürdükçe yeniden canlanacak gibi de durmuyor.
‘2023’te Köşk’te olmak istiyor’

* Erdoğan, ağustostaki seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olmayı planlar gibi görünüyor. Birçok kişiye göre, 2023’te bu koltukta oturmayı ve Cumhuriyet’in kuruluşunun 100’üncü yıl kutlamalarında ‘Türkiye’nin Atatürk’ten sonraki en büyük lideri‘ olarak tescil edilmeyi istiyor.
‘Atatürk bölmedi, birleştirdi’
* Atatürk’ün de otoriter dürtüleri yok değildi. Fakat Türkler onu ‘birleştirici’ birisi olarak hatırlanıyor. Eğer Erdoğan aynı şekilde hatırlanmak istiyorsa, sadece kendisine destek verenlerin değil, tüm Türklerin çıkarlarını temsil etmek için çok daha fazlasını yapmalı.
