
ELMAS TOPCU
Brüksel ile Ankara arasındaki kriz aşılabilecek mi? Karşılıklı tehdit ve meydan okumalar diplomasi kurallarının sınırlarına dayanmışken, diyaloğa dönüş mümkün mü? Bunun için hangi taraf geri adım atacak?
Ankara’dan, Brüksel’den ve iki taraf arasındaki ilişkide motor görevi gören Berlin’den gelen tepkilere bakılacak olursa krizin aşılması imkansız. En azından söyledikleri o.
‘Ankara’ya bağımlı hale gelmek çok tehlikeli’
İşte bir iki örnek:

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz: Türkiye, vize muafiyeti için gerekli 72 şartın tamamını yerine getirmeden AB-Türkiye anlaşması tasarısı AP’de sorumlu komisyona aktarılmayacak.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker: Türkiye’nin şartları yerine getirmesi bizim için çok önemli, aksi takdirde uzlaşma olmayacak. Ve Türk vatandaşları Avrupa Birliği’nde seyahat özgürlüğüne kavuşamazsa bu benim değil, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sorunu.
Avrupa Parlamentosu Halk Partileri Grubu (en büyük grup) Başkanı Manfred Weber: Türkiye’nin, AB iç pazarına girmede sahip olduğu ayrıcalıklarla ekonomi çevrelerine vizede halihazırda tanınan kolaylıklar kendiliğinden olmuyor (Mecbur değiliz demeye getirip, inceden tehdit ediyor).
Alman federal hükümetin ortağı Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Horst Seehofer: Mülteci meselesinde Ankara’ya bağımlı hale gelmek çok tehlikeli. Mülteci gelişindeki azalma da Balkan rotasının kapanmasıyla oldu, Türkiye ile anlaşma sayesinde değil. Ayrıca Türkiye ile varılan anlaşma, sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi AfD’nin güçlenmesini sağladı (AfD, Almanya’da üçüncü güç olma yolunda).
Federal hükümetin ortağı Sosyal Demokat Parti Meclis Grup Başkanı Thomas Oppermann: Merkel’den Türkiye anlaşmasının maddelerinin hayata geçirilmesini talep edip Erdoğan’a dalkavukluk yapmaktan da vazgeçmeliyiz.
Almanların çoğu karşı
Türkiye ile anlaşmanın mimarı Almanya’daki kamuoyu ne diyor?
ZDF’in siyasi nabzı ölçtürdüğü Politbarometer araştırmasına göre AB ile Türkiye arasındaki anlaşmanın işleyeceğine inananların oranı sadece yüzde 34. Yüzde 59’u ise vize muafiyetinin de endekslendiği anlaşmanın bozulacağını düşünüyor. Ve ankete katılanların yüzde 61’i de Türkiye vatandaşlarına vize muafiyetine karşı.
Türkiye’siz plan arayışı
Vize muafiyetine kamuoyundaki destek hep azdı ancak hem Berlin, hem de Brüksel buna rağmen anlaşmayı aylarca tüm gücüyle savundu. Son günlerdeyse anlaşmayı savunmaktan çok, Türkiye’nin 2013’te yapılan vize muafiyeti müzakerelerinde kararlaştırılan 72 şartın tamamını yerine getirmesini yüksek sesle talep etmeye başladılar.
Diğer yandan da AB kendi dış sınırlarını korumaya yönelik başlattığı önlemlere hız verdi. Yani iplerin kopması halinde Türkiye’siz bir plan arayışı da el altından yürütülüyor. Türkiye ile anlaşmanın işlemesi, Mağrip ülkeleriyle de (Tunus, Cezayir, Faz ve Batı Sahra) benzerinin imzalanması bakımından da önem arz ediyor.
‘Merkel, Davutoğlu’yla sürekli ‘sms’leşti’

Türkiye ile anlaşmanın tehlikeye girmesine kamuoyunda, Terörle Mücadele Kanunu ve kimlik bilgilerinin korunması şartlarının neden olduğu söylense de gerginliğin asıl nedeni Erdoğan ve Erdoğan ile Avrupa arasındaki güç savaşı.
Yıllardır Erdoğan’ın ve danışmanlarının tehditkar, gergin ve diplomasi dilinden uzak açıklamalarından bıkmış olan Brüksel ve Berlin, İngilizce ve Almanca da bilen, Erdoğan ile karşılaştırıldığında en azından muhatap alınabilecek saydıkları Davutoğlu’nun görevi bırakacak olmasından endişeli, zira son aylarda planlar Davutoğlu ana muhatap görülerek yapıldı.
Yıllardır Erdoğan’a gösterilmeyen hürmet, Davutoğlu ve delegasyonuna gösterildi. İlk kez bir Türkiye başbakanı Brüksel ve Berlin’de sadece en önemli partnerlere yapılan törenlerle karşılandı, el üstünde tutuldu. Hem AB hem de Berlin, Ankara’ya sık sık üst düzey temsilci ve delegasyon gönderip yakın işbirliği içine girdi. Orada günler süren çalışmaların ardından günlük tele konferanslarla işbirliğinin yoğunlaştığı duyuruldu.
Hatta Merkel’in Davutoğlu’yla devamlı sms’leştiği, Ankara ile anlaşmanın mimarı Alman hükümetinin, teamülleri de değiştirerek, içişleri bakanlığında organize suçla mücadeleden sorumlu Türkiye kökenli üst düzey bir memuru sadece Türkiye’yle müzakereyle görevlendirdiği yazıldı.
Merkel yine iş başında
Davutoğlu’nun görevi bırakacak olması işte bütün bu alt yapı çalışmasını tehlikeye attı. Son olarak Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in, “Anlaşmalar bireylerle yapılmaz, devletlerle yapılır” demesine Ankara’dan, “Sizin ülkenizde lider olmayabilir, hükümetler zorla ayakta durabilir ama burası öyle değil. Burada yüzde 52’yle seçilmiş bir lider var” sözleriyle yanıt verilmesi muhatabın Erdoğan olmaktaki ısrarı olarak yorumlandı.
Perşembe akşamı Juncker ile Schulz Berlin’de Merkel’le görüştü. 22 Mayıs’ta BM’nin İnsanı Yardım Konferansı için Türkiye’ye gidecek Merkel’in gerilimi azaltmak için ikili temaslarda da bulunması, Erdoğan’la görüşeceği, daha doğrusu görüşmek zorunda kalacağı yorumu yapılıyor.
Anlaşma sadece aşırı sağı güçlendirdi
AB-Türkiye anlaşması sadece AB’nin değil, AB’nin güçlü üyeleri Fransa ve Almanya başta olmak üzere ulusal hükümetlerin liderlerinin de geleceğini belirleyecek. Mesela önümüzdeki yıl AB’nin iki güçlü üyesi Fransa’da cumhurbaşkanlığı, Almanya’daysa federal meclis seçimleri yapılacak. Mülteciler ve Türkiye ile yapılan anlaşma, sadece bunu propaganda malzemesi yapan aşırı sağcı partileri güçlendirdi. En son Avusturya’da mülteci meselesi, başbakanı koltuğundan etti. Bütün AB üyesi ülkelerde ise geleneksel halk partileri kan kaybediyor.
Tam da bu ortamda ne AB ne de Berlin, Erdoğan’a ve tehditlerine boyun eğmek istiyor. Şimdiye kadar zaten rahatsız olan bir çok AB‘li lider, Erdoğan için bir prestij projesi olan vize muafiyeti kozunu en büyük kazanımla kullanmak istiyor, zira bunda da anlaşma sağlandıktan sonra Brüksel’in elinde Ankara’ya karşı yakın zamanda yapılacak olası bir pazarlıkta başka güçlü bir enstrüman kalmamış olacak.
Ankara için de son fırsat

Türkiye her ne kadar “AB’nin bize, bizim onlara olduğundan çok daha fazla ihtiyacı var” dese de Avrupa’daki genel izlenim daha farklı. Rusya ile gerilim, Beyaz Saray’ın mesafeli tutumu, Suriye’deki savaş, İran ile ilişkisi, Ermenistan ile duruma dikkat çekilip Erdoğan’ın Ortadoğu’daki hayallerinin yerle bir olduğu vurgulanıyor ve “Uluslararası güçlü bir yapıyla tek ilişkisi AB’yle” deniyor.
Halihazırda AB’nin itici gücü olan ülkelerin liderlerinin önümüzdeki yıllarda düzenlenecek seçimlerde değişme olasılığı da gözönünde bulundurulursa Türkiye ile işbirliğine karşı çıkan ülkeler kervanına yenilerinin katılması da muhtemel. Özetle AB ile Türkiye anlaşması için mevcut durumda Ankara için de son fırsat olabilir.
Muhtemelen her iki taraf da geri adım atacak
Peki, ipleri bu kadar gerdikten sonra Ankara veya Brüksel geri adım atar mı? Muhtemelen her iki taraf da atacak. Zaten Brüksel’i endişelendiren Türkiye’deki Terörle Mücadele Kanunu’nun PKK ile ilgili kısmı değil, PKK Avrupa’da da terör örgütleri listesinde. Faaliyetleri sıkı kontrol altında ve çok sayıda üyesine karşı birçok dava sürüyor. Terörle mücadele tanımı konusunda tartışmaya neden olan sivilleri ve muhalifleri kapsayan geniş tanım… Bu geniş tanım nedeniyle vize muafiyeti sonrasında Türkiye’den gelip iltica talebinde bulunacakların sayısının yüksek olmasından korkuluyor. Halihazırda Avrupa’da Türkiye’den yapılan iltica başvurularının kabul edilme oranı zaten yüksek.
Ankara ise Suriye’yle değişen dengelerde söz hakkına sahip güçlü partnerlerden kopmayı göze almayacak, izole olmamak uğruna 72 şarttan beşi konusunda tavize yanaşacak. Ha, bu temmuza yetişmeyecek belki, ilk pazarlıklarda da konuşulduğu gibi sonbahara kalacak belki, ama “Hiç olmamasından daha iyi” denecek.
Türk vatandaşlarına vize muafiyeti konusunun, mülteci pazarlığında şantaj meselesi olması ayrıca bir utanç kaynağı. Türkiye’den çok sonra AB’ye aday ülke olanlara tanınmış bu hakkın, Avrupa’da milyonlarca yakını olan insanlara verilmemiş olması da kiyüzülülükten başka bir şey değil, ama o da başka bir yazıya kalsın.