Twitter yasağına ilk itiraz edecek olan, kabinedeki ekonomi bakanları olmalıydı. Kurumları işlemez hale gelen, ifade özgürlükleri kısıtlanan ülkelere, tam da en çok ihtiyacı olan kalıcı sermaye, uzun soluklu doğrudan yatırım gelmez de ondan.
Durumumuz Twitter’da okuduğum şu tanımlamaya çok güzel uyuyor; tüm bu olan biten, müflis tüccarın sigortadan para alabilmek için dükkânı yakmasına benziyor. Türkiye’nin kredi notunun bu olanlardan zarar görmemesini olanaksız buluyorum. En azından sorumlu siyasetçilerin buna odaklanması gerekiyordu. Artık çok geç. Yasakları savunma çabasına giren siyasetçilerin yaptığını, başta savundukları değer bakımından yüz kızartıcı buluyorum. Onurlu bir yol var oysa ki; yasakları savunmak yerine istifa etmek.
Makul ve aklı başında siyasetçilerimizin başlarda savundukları değerleri nasıl da çöpe attıkları bize ders olsa da, tüm bu olanların bitip geride kalacağı günlerde ülke olarak işimiz çok zor olacak; bugünlerde iz bırakan ve peşimizden bizi izleyen bu tür sabıkalarımızı temizlemek zaman alacak. Siyasal istikrar, Babacan’ın zannettiği gibi Ak Parti’nin iktidarda olması, kalması değildir. Siyasal istikrar, demokrasinin, hukukun ve Anayasal kurumların tam olarak işliyor olmasıdır. Siyasal istikrarı, mutlak çoğunluğa sahip siyasal iktidar da kendi eliyle bal gibi bozar. Aynen bugünlerde olduğu gibi; kurumları işlemez hale getirerek, özgürlükleri kısıtlayarak. Evet; böyle ülkelere, tam da ihtiyacı olan kalıcı sermaye, doğrudan yatırım gelmez.